Parolamı unuttum Hesabınız yok mu? Kaydolun
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
  • green color
Ana Sayfa arrow Başarısızlıklar arrow Gıdadan Çıkan 9 Yeni Girişimci
Gıdadan Çıkan 9 Yeni Girişimci Yazdır E-posta
Yazar: Rauf Ateş   
Salı, 12 Haziran 2007
Yazı İndeksi
Gıdadan Çıkan 9 Yeni Girişimci
Sayfa 2
Dondurmacı, doğal besin üreticisi, çiğ köfte ustası, sucuk imalatçısı ve diğerleri... İşte size 9 önemli yeni girişimci öyküsü... Hepsinin de ortak özelliği, kendilerine özgü yeni girişim fikri bulmuş ve başarıyla uygulamış olmaları... Yeni işe başlayacakların bu girişimcilerden öğrenecekleri, esinlenecekleri çok şey var.

 

1. ATIK ŞİRKETLER DİYETE GİRİYOR

Türkiye'de diyet ürün ve hizmetlere olan ilgi her geçen gün artıyor. Özellikle 2004 yılında bu anlamda çıkartılan yeni ürün sayısında da bir artış yaşandı. Hizmet tarafında ise bireysel anlamda çalışmalar hız kazanmış durumda.

2004 yılının Ağustos ayında kurulan Nutri Zone Sağlıklı Beslenme Danışmanlık şirketi sahipleri Dilara Koçak ve Selen Tamer ise bu alanda kurumsal tarafa yatırım yaparak Türkiye'de bir ilke imza attı. Türkiye'de ilk kez "kurumsal  sağlık" sloganıyla yola çıkan ortaklar, şirketlere diyet ve sağlıklı beslenme konularında danışmanlık veriyor. 5 ay gibi kısa bir sürede Sabancı, Teb ve Kıraç Holding gibi önemli şirketlerle anlaşma imzalayan Nutri Zone'un Kurucu Ortaklarından Dilara Koçak, Türkiye'de bir ilki gerçekleştirmenin avantajını yaşadıklarını söylüyor. Kendisi de diyetisyen olan Koçak, Amerika'da kurumsal iyileştirme sisteminin oldukça yayın olduğunu belirtiyor. Bu anlamda DuPont, Coca Cola, Johnson&Johnson gibi şirketlerin yıllardır danışmanlık aldığına değiniyor. Bu tür hizmetlerin şirketlerin verimliliklerinde de artışa neden olduğuna dikkat çeken Koçak, "Amerika'nın büyük sigorta şirketlerinden Prodential Isurance Şirketi'nin raporuna göre, şirketler kurumsal sağlık ve diyet hizmetleri aldığında kişi başına yıllık 312 dolar kâr sağlıyor. Uygulamayan şirketlerin ise yıllık kişi başı zararı 574 dolar. Sonuçta kolesterol, tansiyon, diyabet gibi pek çok rahatsızlık diyetle önlenebilir. Bu hizmeti alarak şirketler sağlık harcamalarında da düşüş sağlayabilirler. Yapılan araştırmalara göre bu anlamda danışmanlık alan şirketlerin sağlık harcamalarında ortalama yüzde 20'lik bir azalma görülüyor. Bu sektöre yatırım yapmak için entelektüel sermayenizin olması yeterli. Sonuçta biz şu anda şirkette ortaklar haricinde 2 diyet uzmanı ve 1 asistan arkadaşımızla bu işi sürdürüyoruz. Daha yeni kurulmuş bir şirket olmamıza rağmen önemli şirketlerle anlaşmış durumdayız. Danışmanlık verdiğimiz şirketlerde ilk önce çalışanların yağ oranını ölçüyoruz. Böylece şirketin beslenme kaynaklı risk haritasını çıkartıyoruz. Buna bağlı olarak şirket içi eğitimler düzenliyoruz. Aynı zamanda çoğu şirkette şu anda atıl durumda olan fitness center'larını da işlevsel hale getiriyoruz. Günün belirli saatlerinde çalışanların danışabileceği bir arkadaşımız burada görev alıyor. Bu anlamda yapılan aktiviteler şirket intraneti üzerinden çalışanlara bildiriliyor." 



2. FINDIĞIN MAMUL HALİ KÂR GETİRİYOR

Türkiye yılda yaklaşık 600 milyon dolar fındık ihraç ediyor. Bu rakam birçok girişimciye cazip gözükse de, bu konuda üretici tarafında arz eksikliği yaşanıyor. Şirketler fındığı çoğunlukla yarı mamul olarak değerlendiriyor. Sagra ve Ülker dışında fındığı mamul olarak kullanan yerli şirket örneği yok. 2002 yılında Oydi markasıyla kakaolu ve şekerli fındık ezmesi imalatına başlayan Dizdaroğlu Gıda Sanayi ise bu eksikliği görerek bu alana yatırım yapmış bir örnek.

Dizdaroğlu Gıda Sanayi Genel Müdürü Ahmet Dizdaroğlu, şirketin Karadeniz'de bu alanda yatırım yapan tek KOBİ olduğunu söylüyor. Fındığı yarı mamul olarak ürettiklerinde kâr marjının yüzde 1-2'leri geçmediğini belirten Dizdaroğlu, "Oysa mamul olarak üretim yaptığınız taktirde, kâr marjınız yüzde 10'lara çıkıyor" diyor.

Dizdaroğlu Gıda Sanayi'nin Giresun'da yaklaşık 1886 metrekarelik alana yayılan bir fabrikası mevcut. Markalı üretime geçtikten sonra, fabrikayı yenileme çalışmaları yaptıklarını söyleyen Dizdaroğlu, aynı zamanda dış pazarlara açılmak için de böyle bir yenilemenin gerekli olduğuna değiniyor. Dizdaroğlu sözlerini şöyle sürdürüyor:

"Geçen yıl yenilemeden önce yılda 400 bin kavanoz şekerli fındık ezmesi ve 200 ton kakaolu fındık ezmesi üretiyorduk. Yenilemeden sonra ise 1 milyon 440 bin kavanoz şekerli fındık ezmesi ve 780 bin kavanoz da kakaolu fındık üretmeye başladık. Amerika'da yerleşik bir firmayla 2005 yılında 1 milyon kavanoz şekerli fındık ezmesi ve kakaolu fındık ezmesi ihraç etmek için gerekli sözleşmeleri imzaladık. 2005 yılı üretimimizin yüzde 65'ini Amerikan pazarına yönelik yapacağız. Bizim ürünümüz sadece şeker ve fındıktan oluşuyor. Bu tatta Amerika'da başka bir ürün yok. Açıkçası oldukça da ilgilerini çekiyor. Önümüzdeki dönemde de fındıkta katma değer elde ederek, özellikle farklı sanayilerde değerlendirmeyi planlıyoruz."

3. ÖNÜMÜZDEKİ 20 YIL TARIM KONUŞULACAK

Büyük grupların önümüzdeki dönem yatırım planları içinde tarım ve hayvancılık büyük rol oynuyor. Bu ilginin arkasında ise tarım ve hayvancılığın 20 yıl içinde stratejik sektörler arasında yer alacağı fikri yatıyor. Bu alana 5 yıl önce yatırım yapmaya karar vermiş olan Gündönümü Ziraat ve Hayvancılık İşletmesi kurucusu Aysun Sökmen de bu fikirde. Sökmen, kendi çiftliğini 450  bin dolar başlangıç yatırımıyla kurmuş bir girişimci. Daha önce 12 yıl tekstil ihracatı yapmış. Aile şirketinde tekstile başlayıp, daha sonra Nike'da bu sektöre devam etmiş. "İşim gereği çok seyahat ettim" diyen Sökmen, Uzakdoğu pazarlarını da inceleme fırsatı bulmuş.

Türkiye'nin tekstilde Çin'in fiyat üstünlüğünü kıramayacağını düşündüğü anda ise farklı ve kendi deyimiyle "yıldızı parlayan" bir sektöre yönelmek için kolları sıvamış. Tarım sektörüne yatırım yapmaya karar veren Sökmen'in şu anda 100 sağmal kapasiteli bir çiftliği var. Bahçıvan Gıda'ya üretim yapan çiftlikte, aylık 30 ton süt üretimi gerçekleştiriliyor. Önümüzdeki dönemde ayda 70 tona çıkmayı hedefleyen Sökmen, hayvancılığın girişimciler için kârlı fırsatlar sunduğunu söylüyor. Tarımın şu anki durumunu tekstil sektörünün 1970'li yıllardaki durumuna benzetiyor. "Bu nedenle potansiyelin çok yüksek olduğuna inanıyorum" diye konuşuyor.

Sökmen'e göre Türkiye'nin 3 sektörde rekabet avantajı yakalaması mümkün. "3T" olarak adlandırdığı bu sektörleri tekstil, turizm ve tarım olarak sıralıyor. Tekstilde belirli bir noktaya gelindiğini, turizmin ise terörle bağlantılı fırsatlar sunduğunu söyleyen Sökmen, "Tarımda ise daha yeni yeni bir şeyler yapılmaya başlandı" diyor.

Önümüzdeki dönemde iyi genetik kalitede damızlık düve satışı yapmayı hedefleyen Sökmen, bu anlamda da çalışmalarına hız vermiş durumda. İngiltere ve Avusturya'dan genetik ithal eden şirket, yüksek pazar payı ile bu genetikleri satıyor. Bunun yanında dişi sperma teknolojisiyle yüzde 90 ihtimalli dişi doğum gerçekleşmesini sağlayan bir yeniliği Türkiye'ye getirmek için hazırlık çalışmaları yürütüyor.

Aysun Sökmen'e göre, yakın gelecekte Türk hayvancılığının kapıları ihracata da açılacak ve bu tür teknolojiler öne çıkacak. Sökmen sözlerini şöyle sürdürüyor:

"Girişimcilerin bu alana yatırım yapmasını öneriyorum. Ülkemiz içindeki doğu, batı entegrasyonunu bu sektörün sağlayacağını düşünüyorum. Bunun yanında önümüzdeki 20 yıl içinde tarım en çok konuşulan sektör olacak. Yine de girişimciler çok araştırma yapmalı. Aynı zamanda bu işi daha iyi bilen köylülerle işin yürütülmesi kritik önem taşıyor. Ben TUSEDAD'ın da (Tüm Süt,Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği) yönetim kurulu başkanlığı görevini de yürütüyorum. Bu alana yatırım yapmak isteyen kişiler bu derneğe de başvurabilir. Bunun yanında sektörle uğraşan çiftlik sahiplerinin de derneğe desteği büyük önem taşıyor."


4. İHRAÇ EDİLEN İLK TÜRK MAMASI

Türkiye'de yıllardır kedi köpek mamaları yurt dışından ithal edilir. 1999 yılında kurulan ve başlangıçta kendisi de bahçe ve evcil hayvan malzemeleri ithal ederek pazara giren Tropikal, Türkiye'nin ilk kedi köpek maması üretim tesisi Lesa ile bu sorunu çözdü. 2003 yılında kurulan fabrika yıllık ortalama 8 bin 500 ton mama üretim kapasitesine sahip.

Tropikal Genel Müdürü İzzet Saban, yaptıkları pazar araştırmaları sonucunda, fiyat-kalite performansı göz önüne alındığında toptancı ve tüketicilerin yılladır böyle bir girişim beklediği sonucuna ulaştıklarını söylüyor. Bu nedenle böyle bir yatırımda bulunduklarını belirtiyor. Bu işe başlarken uzun vadeli planları arasında yurt dışına açılmak da olduğunu söyleyen Saban, fabrika açılışından bir iki ay sonra bu hedefe ulaştıklarına dikkat çekiyor.

Goody markasıyla pazarda yer almaya başlayan Tropikal, bu adımıyla kendi alanında bir ilki daha gerçekleştirmiş oluyor. Saban, Goody mamalarıyla ilk ihracatlarını Avrupa Birliği ülkelerinden Yunanistan'a gerçekleştirdiklerini belirtiyor. Yunanistan'da kedi ve köpek maması alanında yoğun bir rekabetin yaşandığını sözlerine ekliyor. Ona göre, yalnızca yüksek kaliteli ürünlerin satışa sunulduğu bir pazar olan Yunanistan'a yapılan ihracat, Goody mamaların kalitesini ortaya koyuyor. Saban sözlerini şöyle sürdürüyor:

"Bu ülkeye ilk etapta 20 ton olarak gerçekleştirilen ihracat, önümüzdeki dönemde daha da artacak. Her yıl minimum 1000 tonluk dışsatım yapmayı planlıyoruz. Goody mamalarını kısa süre içinde Fransa, Rusya, İtalya, Hırvatistan ile İran gibi ülkelerde de tüketiciyle buluşturmak ve yılda 5 bin tonluk dışsatım yapmak da hedeflerimiz arasında."


5. AFYON MARKASI DÜNYA STANDARDINI YAKALADI

Afyon deyince akla gelen ürünlerin başında sucuk ve kafkas eti başı çeker. Bu bölgede gıda alanında faaliyet gösteren şirketlerin çoğu bu ürünlere yatırım yapmayı tercih eder. Yine de bu sektörde marka oluşturmayı başarmış az sayıda şirket mevcut. Aslında şirketlerin çoğu hijyen ve gerekli üretim koşullarını sağlayamadıkları için bu sorunu yaşıyor.

1980 yılında kurulduğunda, sucuk ve kafkas eti üretimiyle işe başlayan Topçuoğlu ise farklı bir yol izleyerek markalaşma yolunda önemli adım atmayı başarmış. Şirketin kurcusu Ali Şevki Topçuoğlu, iş süreçlerinde ve üretim koşullarında farklılık yaratarak bu başarıya imza attıklarını söylüyor. 1992 yılından itibaren iş süreçlerinde yeniliğe giden şirketin, 2000 yılında tesislerinde hayvan kesimini kaldırdıklarını belirtiyor. Bundan sadece 2 yıl sonra ise revize ve modernize çalışmalarıyla yeni bir et işleme tesisi oluşturmak için kolları sıvadıklarına dikkat çekiyor. Bu sayede Topçuoğlu,Türkiye'de henüz niş bir alan olan dondurulmuş hazır blok döner imalatına başlıyor.

Şirket bu ürünü Bolldöner markasıyla 2003 yılında piyasaya sundu. 2005 yılı Ocak ayında ise dünyanın saygın kuruluşlarından RWTÜV'ün denetiminden geçen ve sertifika alan bölgesindeki ilk şirket unvanı aldı. Afyon'dan çıkan ve dünya standardını yakalayan bu ilk markanın yaratıcısı Ali Şevki Topçuoğlu, "Küçük bir ilde marka oluşturmaya çalışmanın avantajlarının yanında, pek çok dezavantajı var" diye konuşuyor.

Bölgenin yeniliğe karşı gösterdiği tepkinin en büyük sorun olduğuna dikkat çeken Topçuoğlu sözlerini şöyle sürdürüyor: "Bu nedenle bir şirket yenilik yapıp  olumlu sonuç aldığında, diğer şirketler de söz konusu yeniliği kolaylıkla taklit edebiliyor. Hatta aynı sektörde sıfırdan yatırım yapılabiliyorlar. Bunun yanında, ürettiğimiz ürün daha çok büyük şehirlerde tüketildiğinden, maliyetler de yükselebiliyor. Buna rağmen biz hijyene önem vererek bölgedeki rakiplerimizden daha farklı bir strateji izledik. Bu sayede de şu anda dondurulmamış hazır blok döneri konusunda markalaşma sürecini çok olumlu yürütebiliyoruz. Önümüzdeki dönemde de bu markayla ihracat yapmayı düşünüyoruz. Bunun için, Ortadoğu, Rusya , Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan gibi Türki Cumhuriyetleri hedef bölgeler olarak tespit ettik." 



6. DÜNYAYA ERZURUM KÖY EKMEĞİ SATACAK

Hot and Crusty ekmeklerini ve sandviçlerini herkes duymuştur. Lezzetiyle ün yapmış olan marka, Türkiye'ye girişimci Serdar Sürek tarafından geçtiğimiz yıllarda getirildi. Aynı zamanda Utopya Unlu Mamuller şirketinin de sahibi olan Sürek, yurt dışındaki eğitimi sırasında özellikle New York'ta eski gökdelenlerin altında yapılan Hot and Crusty ekmeklerini çok beğeniyor. Bu markayı Türkiye'ye getirmeye karar veriyor. Bu amaçla 2 yıla yakın süre Ar-Ge çalışmalarını sürdürüyor. Sürek'e göre, o dönemde bu alanda faaliyette bulunmak oldukça iyi bir fikirdi. Türk insanının ekmeğe aslında bilindiğinden daha fazla önem verdiğini düşünen Sürek, bu nedenle bu alana yönelik farklı hizmetlerin oldukça başarılı olduğunu söylüyor. Sektörde yabancı ve bilinilir bir markayla çalışmanın da avantajlarını yaşadıklarını belirtiyor.

Sürek, şu anda yeni ve Türkiye'de ilk defa gerçekleştirilecek farklı bir yatırımın peşindi. "Organik ekmek üretme fikri" ile ekmek işine yaptığı yatırımı büyütmeyi amaçlıyor. Bu fikrin her zaman aklında olduğunu söyleyen Sürek sözlerini şöyle sürdürüyor:

"Dünya 20 yıldan beri organik ekmek üretiliyor. Bizde ise henüz böyle bir çalışma yok. Bu çalışmayı Türkiye'de başlatıp önümüzdeki döneme Japonya ve Amerika'ya ihracat gerçekleştirmek istiyoruz. Erzurum'da üretilecek olan bu ekmeklerin hammaddesi belirli bir yüksekliğin üstünde üretileceği için organik özellikler taşıyacak. Aslında bu tür bir ekmeği Türkiye'de üretmek oldukça kolay. Ekibimle birlikte yaptığımız plana göre bu alana yaptığımız yatırım 3 yıl içinde kendisini döndürecek hale gelecek."


7. ELAZIĞLU ÇİĞKÖFTECİ NASIL ULUSAL MARKA OLDU?

Çiğ köfte doğunun en geleneksel yemeklerinden birisidir. Restoranların çoğunda bulunan bu ürünü, tek başına satarak başarı yakalamak imkansız diye düşünebilirsiniz. Fakat bunu başaran, üstelik sadece bu ürene odaklanarak markalaşan Elazığlı Ahmet Usta bunu başarmış bir örnek. İstanbul'un önemli semtlerinde 9 farklı şube açan Ahmet Usta'nın öyküsü aslında bilindik. Yine de sonuçları diğer örneklere göre oldukça farklı. Elazığ'da tornacı çıraklığı yapan Ahmet Usta, 1994 yılında İstanbul'a geliyor. Bir süre değişik sektörlerde çeşitli işlerle ilgilendikten sonra kendi işini yapmaya karar veriyor. 600 milyon TL'ye bir Anadol kamyonet alarak E5 karayolunun Avcılar tarafında çiğköfte satmaya başlıyor. Kısa sürede ismi duyuluyor ve Anadol kamyonetin önünde İstanbul'un değişik semtlerinden gelen insanlar kuyruk oluşturmaya başlıyor. Bir süre sonra kamyonetin yetersiz kalması nedeniyle, 1999 Avcılar'ın en işlek yerinde, işyeri kiralarının ucuzlamasıyla ilk dükkanını açıyor. 5 yılh gibi kısa bir sürede yeni şubeleri bünyesine katan Ahmet Usta'nın şubeleri bugün Avcılar, Etiler, Fındıkzade, Kozyatağı, Zeytinburnu, Büyükçekmece, Firuzköy ve İzmit gibi yerlerin işlek yerlerinde yer alıyor. AhmetUsta önümüzdeki dönemde şube sayısını 30'a çıkarmayı hedeflediklerini söylüyor. Yıllık üretim kapasitelerinin 100 tonu bulduğunu belirtiyor. 10 yıl gibi kısa bir sürede çiğ köfte gibi bir ürünü endüstri haline dönüştürdüğünü belirtiyor. Yıllık cirosunun 400 milyar TL tutarında olduğuna değinen Ahmet Usta sözlerini şöyle sürdürüyor: "Çiğköfte belirli standartları ve bozulma süresi olan bir ürün. Bu nedenle aslında büyük risk taşıyor. Biz çiğköfteyi bir endüstri haline getirdik. Bu iş tamamen hijyenik bir ortamda, yüksek kapasiteli üretim tesislerimizde yapılıyor. Ayrıca çiğköftenin formülü sadece benim tarafımdan biliniyor. Elazığlı Çiğköfte'nin bir diğer özelliği ise yine formülü sadece benim tarafından bilinen sosta sakladır. Normalde 1,5 saat taze kalabilen çiğköfte, gizli formülü sayesinde 1 hafta taze kalabiliyor. Elazığlı Çiğköfteci Ahmet Usta'yı başarılı ve farklı kılan özelliklerin başında da HACCP ve ISO 9001:2000 belgelerinin bulunması geliyor. Böylece kendi  sektörümüzde bir ilki gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Hijyen ve kalite standartlarımızın uluslararası arenada kabul görmesi markamız açısından oldukça önemli."


8. ORDU'DAN PARLAK GİRİŞİM

1994 yılında Poyraz ve Karlıbel aileleri tarafından kurulan Poyraz Karlıbel şirketi Ordu'nun en önemli girişim şirketlerinin başında geliyor. Mustafa Poyraz, Selami Poyraz ve Ergin Karlıbel tarafından kurulan şirketi, şu anda Mustafa Poyraz ve Karlıbel ailesinin ikinci kuşak temsilcisi Çağatay Karlıbel yönetiyor. Şirketin toplam 60 dönüm arazi üstüne kurulu, 12 bin metrekare kapalı alanlı fındık üretim tesisi Ordu'nun en önemli fabrikaları arasında yer alıyor. Son teknolojiyle donatılmış olan tesisin toplam saatlik kapasitesi 6 ton. Günlük ise kırma ve entegre olmak üzere 90 tona yakın mal mamul hale getiriliyor. 2003 yılı cirosu 135 trilyon TL olan şirketin kapasitesinin 2/3'ünü ihracat, 1/3'ünü ise iç Pazar oluşturuyor. İç pazarda Poyraz Karlıbel, Malatya Pazarı, Avşarlar gibi büyük kuruluşlara mal veriyor.

Türkiye pazarının da yüzde 35'ine hükmeden şirket bu anlamda pazar lideri. Şirketin Yönetici Ortağı ve Yönetim Kurulu Üyesi Çağatay Karlıbel, bu yılın sonunda ihracatta 80 milyon doları hedeflediklerini söylüyor. Toplam ciro hedeflerinin ise 200 milyon dolar olduğunu belirtiyor. Şirketin stratejisinin sürekli yatırım yapmak ve büyümek olduğunu kaydeden Karlıbel, " Bu sayede Türkiye'de hatırı sayılır başarılar elde ettik" diyor.

Öz sermayesi kuvvetli bir şirket olmalarının da başarılarında etkili olduğunu vurguluyor. Karlıbel sözlerini şöyle sürdürüyor: "Benim girişimcilere en önemli önerim öz sermayelerini güçlü tutmaları olacaktır. Borçla şirketler bir yere kadar ilerleyebiliyor. Günümüz ortamında ise sermayesi kuvvetli olmayan şirketlerin ayakta kalması gittikçe zorlaşıyor. Bunun en önemli nedeni işçi, elektrik gibi maliyetlerin yüksekliği. Biz büyümeye odaklandık. Bunların geri dönüşünü de alıyoruz. Şirketin başındaki kişilerin fındık piyasasını iyi tanıması da şirket açısından büyük bir avantaj. Biz günlük ticareti düşünmeden sağlam ilerlemeye gayret ettik. Agresif fiyatlarla piyasaya çıkmadık. En önemlisi verdiğimiz taahhütlerin hepsini yerine getirdik. Bu da piyasada güvenilir bir hal almamızı sağladı. Yurt dışında ise 15 ülkede önemli şirketlere mal veriyoruz. Almanya ağırlıklı olmak üzere, Amerika, Libya, Mısır, Fransa, Tunus ve Avrupa ulaştığımız ülkeler arasında yer alıyor."

9. ANADOLU'DAN ÇIKAN YENİ DONDURMACI

Dondurma sektöründe faaliyet gösteren Sakız Dondurma, Türkiye çapında marka yaratmak için çalışmalar yapan bir şirket. Firmanın sahibi ve yönetim kurulu başkanı İbrahim Baş tarafından 200 bin dolarlık sermayeyle kurulan şirket,  şu anda 110 çeşit dondurma üretiyor. 1992 yılında kurulan şirketin öyküsü aslında daha eskilere dayanıyor.

1979 yılında faaliyetine küçük bir dükkanda başlayan aile işi, yerini toplam 6 bin 5 yüz metrekarelik büyüklüğü olan anonim şirkete bırakıyor. İbrahim Baş, Samsun'da bu türden girişimlerin olmadığına dikkat çekiyor. Ona göre, Samsun büyük bir köy gibi. Burada girişim yapmanın cesaret gerektirdiğini söyleyen Baş, "Biz bu işe başladığımızda gençtik. Daha dinamik düşünüyordum. Samsun'da yetiştiğimiz için bu bölgede yatırım yapmak istedik" diyor.

Sakız Dondurma, şu anda Karadeniz Bölgesi'nin tamamına ürünlerini gönderiyor. İbrahim Baş, 2005 yılında faaliyete geçecek franchising sistemiyle büyümelerini sürdürmek istediklerini söylüyor. Dondurma tüketiminin durma noktasına geldiği kış aylarında üretime devam etmek için bu yola başvurduklarını belirtiyor. Yatırımcıların 15-20 bin dolarlık sermayeyle böyle bir işe sahip olabileceklerini belirtiyor.

Türkiye çapında frachising vereceklerini söyleyen Baş, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Samdo ve Sakız Dondurma Cafeleri için franchising vermeyi düşünüyoruz. Bu dönemde elinde parası olan ve yatırım yapmak isteyen belirli bir kesim var. Özellikle son aylarda bize bu konuda başvurular oluyor. Girişimciler farklı bir sektöre yatırım yapmak için çok daha büyük sermayeler bulmak zorunda. Diğer sektörlerde yüksek stok, dekorasyon ve çalışan maliyeti söz konusu. Dondurma sektöründe bu türden sıkıntılar yok. Sonuçta bu sektörde stokta mal tutamazsınız. Bu türden bir cafe açmak için 30 metrekarelik bir yer yeterli. Bunun da maliyeti fazla değil. Ayrıca bu sektörde tüketim mevsimsel duruma göre 4. aydan 9. ayın sonuna kadar hız kazanıyor. Bu dönemde de kar marjları neredeyse yüzde 100. Diğer aylarda da bizim ürünlerimiz arasında yer alan değişik pasta çeşitleriyle iş yapmak mümkün...


 
< Önceki   Sonraki >

Arama