Küçük İşletme
İş Kurmak İsteyenlere Örnek Modeller | İş Kurmak İsteyenlere Örnek Modeller |
|
|
| Yazar: Rauf Ateş | ||||
| Salı, 12 Haziran 2007 | ||||
Sayfa 1 Toplam: 2 Elinizde sermayeniz, kafanızda girişimci olma fikri var. Ancak, ne yapacağınızı, hangi alana yatırım yapacağınızı bilmiyorsunuz. Bu durumda en iyi yöntemlerden biri de başarıya ulaşmış girişimci ve özgün modellerini incelemek olacak. İşte size çeşitli sektörlerden "küçük", ancak başarısı kanıtlanmış yeni iş fikirleri...
ANADOLU'DAKİ TESİS KAZANDIRDI Hazır giyim sektöründe pamuklu dış giysi üreten Libra Tekstil, 15 bin Euro'ya çıkan ihracat hacmiyle sektörde faaliyet gösteren şirketler arasında dikkat çekiyor. Şirketin sahibi ve genel müdürü Mehmet Yantaç'ın kişisel girişimiyle 1988 yılında kurulan şirket, O'Neill, Mexx , S'Oliver gibi dünya markalarıyla çalışıyor. Bu markaların ürünleri ise dünyanın 47 ülkesine gönderiliyor. Yantaç, 2001 yılında Tokat Erbağ'da açtıkları 13 bin 5 yüz metrekarelik tesisin firma için dönüm noktası olduğunu söylüyor. Günde 15 bin parça mal üreten tesis, kuruluş yeriyle şirkete avantaj sağlıyor. Yantaç, İstanbul'da işgücünün çok pahalı olduğunu belirterek, özellikle operasyon masraflarının yüksekliğine dikkat çekiyor. Bu alanda girişimde bulunmak isteyenlere ise Anadolu'da tesis açmalarını öneriyor. Mehmet Yantaç Anadolu'da tesis açma kararını çalışanlarıyla birlikte almış. Hatta bu nedenle tesisin bulunduğu yere çalışanları için yüzme havuzu, tenis kortu gibi sosyal aktivite alanları yaptırmış. Fabrikanın Anadolu'da olması şirketin maliyetlerini yüzde 15 oranında düşürmesine neden oluyor. Yantaç, bu sayede son dönemdeki kur politikalarının ihracatlarını çok fazla etkilemediğini söylüyor. Sürekli yeni projeler geliştiren şirket, Anadolu'da örme ürünler üretmeyi de planlıyor. Firma geçen yıl 10,3 milyon Euro olan cirosunu da 2004'de 14 milyon Euro'ya çıkartmayı hedefliyor. * ANADOLU'NUN İLK BEBEK BEZİ ÜRETİCİSİ; PAKTEN Bundan 4 yıl önce Gaziantep'de Memiş ve Tepe ailelerinin ortak girişimiyle kurulan Pakten Şirketi, Anadolu'nun ender markalarından bir tanesinin de yaratıcısı. Temizlik sektöründe faaliyet gösteren şirket, Joyfull ve Önlem markalı iki bebek bezi ile piyasada yer alıyor. Kısa sürede 8 milyon dolarlık ciroya ulaşan Pakten, 1 milyon 5 yüz bin dolarlık ihracat hacmiyle Anadolu girişimleri arasında dikkat çekiyor. Şirketin kurucularından Göksel Memiş, önümüzdeki yıllarda cirolarını katlamayı planladıklarını söylüyor. Aslında Memiş ve Tepe aileleri, 25 yıllık bir ticaret geçmişinin sonucunda bu işe atılmış. Ailelerin daha önce gıda ve hırdavat sektöründe yatırımları var. Göksel Memiş, bu alandaki boşluğu gördükleri an girişimde bulunmaya karar verdiklerini söylüyor. Gaziantep'deki ilk ve tek çocuk bezi üretim tesisi de kendilerine ait. Her iki markasını da 13 bin metrekarelik bu tesiste üreten şirket, şu anda 16 ayrı ülkeye ihracat yapıyor. Gaziantep gibi bir sanayi şehrinde yatırım yapmanın avantajları olduğunu söyleyen Memiş, "Bunun yanında liman kenti olmaması, hammadde temini açısından sıkıntı yaratabiliyor" diyor. 1999 yılında kurulmalarının şirket için zor bir durum olduğuna da değinen Memiş, "Şirketimiz 2001 krizini ve depremi zararsız atlattı. Bunun en önemli nedeni müşteri odaklı çalışıyor olmamız" şeklinde konuşuyor. Memiş'e göre, bu alanda Anadolu'da tek yatırım olmanın da avantajı büyük. Memiş, Molfix, Canbebe ve Prima gibi büyük markalarla Joyfull'un bu sayede rekabet edebildiğini söylüyor. Şirket önümüzdeki dönemde de temizlik sektöründeki ürün gamını genişletmeyi hedefliyor.
DÜNYA PİYASALARINDA BİR ADANA MARKASI Her girişimcinin hayali, markasının dünya piyasalarında yer almasıdır. 1982 yılında Adana'da kurulan Coşkun Tekstil, Anadolu'daki 17 ve yurtdışındaki 6 mağazasıyla bunu başarmış bir şirket. Erkek giyim sektöründe faaliyet gösteren Coşkun Tekstil, 1997 yılında Süvari ve Kritik markalarıyla Anadolu'da erkek giyim kategorisinde önemli bir marka halini alıyor. 7 yıl gibi kısa bir sürede de Türkmenistan, İsviçre ve Azerbaycan'da kendi mağazalarıyla yer almaya başlıyor. Şu anda ise Süvari ve Kritik markalı ürünler Fransa, Rusya, Ürdün, Lübnan ve Suudi Arabistan gibi ülkelere ihraç ediliyor. Coşkun Tekstil Yönetim Kurulu Üyesi Fatih Coşkun, sürekli yeni mağazalar ve bayiler açarak büyüdüklerini söylüyor. Son 7 yıldır ortalama yüzde 50-65 arasında büyüme kaydettiklerini belirtiyor. Türkiye'nin Avrupa'nın fasoncusu olma imajından kurtulması gerektiğine değinen Coşkun, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Yıllarca Avrupa şirketleri markalarına yatırım yaptılar. Markalarının gücü ile bizim ürettiğimiz ürünleri dünyaya pazarladılar. Biz ise aslında üreterek işin zor kısmını üstlendik. Bana göre markalaşma adına atılan her adım Avrupa'nın fasoncusu olmaktan kurtulmak için bir çabadır. Bunu başarmak için de kalite, hizmet, ar-ge çalışmalarını zaman ve para ayırmak gerekiyor. Biz son 7 yıldır bu çalışmalara kendi bünyemizde çok önem verdik. Zaten bu tür çalışmalar sayesinde ülkemiz içinden bir dünya markası çıkarabiliriz. Biz Anadolu'da faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Önümüzdeki yıl ise İstanbul gibi büyük kentlere yönelmeyi planlıyoruz. Anadolu'da ilerlememize rağmen 2004 yılının ikinci yarısında yaptırdığımız piyasa araştırmasında, sektörümüzde bilinilirlik ve güvenilirlik olarak üst sıralarda yer aldık. Süvari markasıyla 2005 yılında yurt içinde her ay 1 mağaza açmayı hedefliyoruz. Yıl sonunda da toplamda 30 mağazaya ulaşmayı planlıyoruz."
NAZAR BONCUĞUNU BREZİLYA'YA TANITTI Girişimci olduğumuzu kimi zaman anlamayız. Şartlar bizi girişimde bulunmaya iter. O zaman potansiyelimizin farkına varırız. Şu anda Brezilya'da nazar boncuklarının toptan satışı yapan Beril Eraydin Athayde'nin de böyle bir hikayesi var. Bogaziçi Üniversitesi'nden mezun olduktan sonra, Londra'ya master yapmaya gidip şimdiki eşi ile tanışan Athayde, eşinin ailesine Türkiye'den otantik hediyelerin yanında nazar boncuğu da götürüyor. Götürdüğü diğer hediyeler nazar boncukları kadar ilgi görmüyor. Athayde'nin deyimiyle nazar boncukları kapanın elinde kalıyor. Athayde, Brezilya'ya yerleştikten sonra, Portekizce bilmediği için bir iş bulmakta zorluk çekiyor. Brezilya'nın iş kurmak için çok bürokratik bir ülke olduğunu söyleyen Athayde, bu nedenle Brezilya ve Türkiye arasında bir iş yapmaya karar veriyor. Aklına nazar boncuklarının gördüğü ilgi geliyor ve Türkiye'de soluğu alıyor. "Başlangıçta hiç kapitalim yoktu" diyen Athayde, anneannesinden aldığı 700 dolarlık borçla burada toptan nazar boncuğu satan bazı işletmelerle anlaşıyor. Brezilya'ya geri döndüğünde ise belirli mağazalara az Portekizce'siyle bu boncukları pazarlamayı başarıyor. İlerleyen 6 yıl boyunca Athayde'nin 700 dolarla başladığı bu iş, yüzde 100 büyüme kaydediyor ve Athayde geçtiğimiz yıl 150 bin dolarlık ciroya ulaşıyor. Şirketini kurduktan 2 yıl sonra ise Brezilya'da ofis açacak konuma ulaşıyor. Athayde, kendisinde girişimcilik özelliği olduğunu daha önce hiç fark etmediğini söylüyor. Akademisyen bir aileden geldiği için de böyle yetiştirilmediğini belirtiyor. Şu anda ise şirketinin kurulduğu yıldan bu güne 200 kat büyüdüğüne dikkat çeken Athayde sözlerini şöyle sürdürüyor: "Brezilya'da bu iş oldukça iyi tuttu. Benden sonra burada pek çok kişi nazar boncuğu satmaya başladı. Benim kullandığım mistik gözler ismi jenerik isim haline geldi. Bu nedenle önümüzdeki yıl franchising vermeyi hedefliyorum. Şu anda yanımda bir kişi çalışıyor. Bir de ortağım var. Şu anda müşterilere 150 çeşit nazar boncuğu sunuyorum. Beni taklitlerden farklılaştıran da bu. Daha yoğunluklu olarak nazar boncuğu satmam. Diğer şirketler aksesuara da odaklanıyorlar."
KİŞİYE ÖZEL AYAKKABI ÜRETİMİ SATIŞLARI ARTIRDI Artık niş alan pek kalmadı. Bu nedenle iyi bir fikirle girişimde bulunmak giderek zorlaşıyor. İş süreçlerinde farklılık yaratarak aynı fikirlerin bir adım öne geçmesi sağlanıyor. Yine de yaratıcı ve farklı fikirlerle ilerlemesini sürdüren örnekler de yok değil. Antrepo A.Ş de bu şirketlerden biri. 2005 yılında 1 trilyon TL ile kurulan şirket, farklı bir fikri hayata geçirmesiyle dikkat çekiyor. Aslında şirket kurucusu Cem Kubilay Cabani Shoes adıyla 15 yıldır ayakkabı sektöründe faaliyet gösteriyor. Fakat kişiye özel ayakkabı tasarımı gibi farklı bir fikirle piyasada yer almaya karar verince, şirket ismini de yenilemeyi düşünmüş. Bu farklı fikrin hayata nasıl geçtiğini ve kısa sürede aldığı başarılı sonuçları Kubilay'a sordum: YAŞANABİLİR MAĞAZA KONSEPTİ YARATTIK Birincisi mağaza konseptimizin farklı olması gerektiğini düşündük. Bu nedenle oluşum aşamasında Amerika ve Avrupa'daki tüm lüks mağazalar ziyaret edip araştırdık. Mağazanın, keyifli alışveriş yapılabilen ve birçok ihtiyaca karşılık veren bir alan olabilmesi için, mini basketbol sahası, Playstation kabinleri, 2 cafe, kitaplık, lostra hizmeti, otoparkı olan bir mağaza oluşturduk. İç mekanın ferah ve sade olmasına özen gösterdik. Bunun için de ünlü mimar Ebru Köksal ile çalıştık. MÜŞTERİLERİN TALEPLERİNİ DİKKATE ALDIK Kişiye özel ayakkabı fikri ise yeni mağazamızın açılışıyla ortaya çıktı.Özellikle bayan müşterilerimizin değişik taleplerinin bize ulaşmasıyla başladı. Mevcut olan ürünlerde kendine hitap eden ürün bulamayan müşterilerimiz olduğunu gözlemledik. Örneğin ayakkabıdaki pulların yerine boncuklar olsa daha iyi olur diyen müşterimiz için ne yapabiliriz diye düşündük. İstekler doğrultusunda, hali hazırda mağazada satılan,ürettiğimiz ayakkabılar üzerinde oynadık. SATIŞLARIMIZ YÜZDE 20 ARTTI Bir bayan müşterimiz çok sevdiği ve çok rahat ettiği eski bir çizmesini getirdi, onun için aynı model çizmeden 7 ayrı renk yaptık. Bu hizmet için bir tasarım ekibi ve tasarım atölyesi kurduk. Antrepo mağazamız bu değişiklik ile satışlarını yüzde 20 arttırdı Bu çalışmayı müşterilerimizi mağazamızdan mutlu uğurlayabilmek için başlamıştık, başardığımızı da düşünüyorum. Henüz yıllık ciromuz çıkmadı. Ama satışlarımızdan çok memnunuz, aylık 250-500 milyon YTL ciro yapıyoruz.
EĞLENCE SEKTÖRÜNDEN FIRSATLAR Türkiye'de eğlence sektörü çok gelişmemiş bir alan olarak bilinir. Dünyaya bakıldığında ise kötü ekonomik koşullar altında bile büyümesini sürdüren nadir sektörler arasında yer alıyor. Özellikle oyun makineleri, bowling ve bilardo gibi hizmetlerin yurtdışı potansiyeli oldukça yüksek. Türkiye'de de bu anlamda talep fazla, fakat arz eden şirket sayısı kısıtlı. Türkiye'de bowling hatlarının yüzde 70'ini elinde bulunduran Meridyen Spor Dış Ticaret, pazardaki en önemli oyuncu olarak dikkat çekiyor. AMF Bowling'in Türkiye distribütörlüğünü yürüten şirketin Türkiye'de 310 hattı bulunuyor. Sektörün gelişmesi adına şirket, bowling tesisi yatırımları için girişimcilere de yardımcı oluyor. Meridyen Spor Dış Ticaret Genel Müdürü Hüseyin Özalp, sektörün geleceğini ve girişimcilere sundukları fırsatları şöyle anlattı: SEKTÖRDEKİ RİSKLER NELER? Oyun makineleri Türkiye için büyük potansiyel. Ancak 1072 sayılı yasaya göre bu makinelerin kullanımına belirli kısıtlamalar getirilmiş durumda. Uygulamada bu yasa dikkate alınmasa da, yatırımların önündeki en önemli engel olarak dikkat çekiyor. Yasanın yeniden ele alınmasını bekliyoruz. Şu anda da bu anlamda çalışmalar sürüyor. Yasa düzenlendikten sonra sektöre çok sürpriz girişler bekliyorum. Bu anlamda hızlı davranan girişimcilerin şansı daha da büyük olacaktır. TALEBE GÖRE ARZ YOK Türkiye'de bowling, bilardo ve oyun makinelerine yönelik çok büyük bir potansiyel var. Özellikle turistlerin 5 yıldızlı otellerde aradığı eğlence faaliyetleri arasında bunlar başı çekiyor. Biz bu yıl sadece Antalya'da 30 tesis kurduk. Bunun dışında özellikle Anadolu'dan, nüfusu 100 bini geçen her bölgeden talep alıyoruz. Bu tür çalışmalar için de turistik bölgelere yönelik teşvik var. Bu nedenle de yatırım daha da cazip bir hal alıyor. YATIRIM 2 YILDA GERİ DÖNÜYOR Girişim açısından Türkiye'de bu yatırımın çok kârlı olduğunu söyleyebilirim. Yapılan yatırım kendisini 2 yıl içinde amorti ediyor. Bu alanların KDV'nin dışında bir de ÖTV uygulamasına tabi tutulması yatırımı biraz etkiliyor. Bu durumda da yatırımcıların peşin çalışması gerekiyor. Biz şirket olarak yurtdışı leasing kullanarak bu sorunu çözmeye çalışıyoruz. Bu sayede fatura yurtdışından kesildiği için KDV kullanılmıyor. Bunun dışında yatırım yapacak firmanın finansal açıdan güçlü olması da avantaj sağlıyor. YATIRIM MALİYETİ Bir bowling tesisinde, 1 hattın maliyeti 32 bin 500 dolar. Bu miktara montaj da dahil. Fakat girişimcinin gümrük vergilerini ve KDV'yi de ödemesi gerekiyor. Yani hat başına 40 bin dolarlık bir maliyet olduğunu söylemek mümkün. Oyunların ortalama fiyatı ise 3,5 dolar. Bu da günde ortalama 100 dolar anlamına geliyor. Bu nedenle doğru lokasyonda konumlandırılmış bu tür bir işletme çok kısa süre içinde yatırımın geri dönüşünü alabiliyor.
DENİZLİ'DEN AMERİKA'YA UZANAN GİRİŞİM YOLCULUĞU Yasin Cinkaya, Denizli'de faaliyette bulunan Faber Mermer'in sahibi ve genel müdürü. Onu sayfalarımıza taşıyan özelliği ise, babasından 120 bin dolarlık ihracat hacmiyle devraldığı şirketi, 15 milyon dolarlık bir ihracat potansiyeline çıkarmış olması. Faber Mermer, 1993 yılında bir makine ve 15 metrekarelik bir bungolow ile başladığı bu yolculuğa, Yasin Cinkaya ile, toplam 28 bin metrekarelik bir fabrikayla devam ediyor. O yıllarda sadece Arap ülkelerine ihracat yapan şirket, Cinkaya'nın kendisine Amerika pazarını hedef seçmesiyle vizyonunu değiştirdi. Şu anda Amerika'nın 3 eyaletinde depolar kurmuş olan Cinkaya, kendi olanakları ve girişimci ruhuyla yaptığı mücadeleyi şöyle anlatıyor: "Kendi imkanlarımla 19 yaşında Amerika'ya gittim. Burada bir ay kadar kaldım. Elimde mermer örnekleri ve bir rehberle oradaki firmalarla iletişim kurmaya çalıştım. Her firma ile teker teker görüştüm. Tabi ki o yıllarda genç ve Türk olmamdan dolayı beni önemseyen insanların sayısı çok azdı. Ama yılmadan görüşmelere devam ettim. Sonuç olarak da birkaç firma ile anlaşarak bu noktalara kadar geldik" Amerika ve diğer bir çok ülke ile ilişki kurmak isteyen girişimcilerin büyük düşünen yaratıcı kişiler olması gerektiğini söyleyen Cinkaya, bu kişilerin ilk önce hedeflerini doğru belirlemeleri gerektiğini belirtiyor. Cinkaya'ya göre, hedefi belirledikten sonra önemli olan inanmak. Daha sonra başarılı olmamak için hiçbir neden olmadığına düşünüyor. Faber Mermer'in bugün aylık ortalama 100 konteynırlık ihracatının yüzde 90'ını Amerika'ya yaptığını söyleyen Cinkaya, " Kalanını da Yunanistan, Güney Amerika, İngiltere, Güney Afrika, Çin, İsrail ve İspanya ‘ya yapıyoruz" diyor. DEMİRYOLU ÖZEL SEKTÖRE AÇILIYOR TCDD'nin özel sektör şirketlerine vagon ve lokomotif kiralama hakkı tanımasıyla lojistik sektörü hareketlendi. Lojistik şirketleri de demiryolu taşımacılığına başlamaya hazırlanıyor. Bu alanda projeler ürüten şirketlerden biri de Adahan Lojistik. Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Cihan Yıldıran, önümüzdeki dönemde kara ve demiryolu taşımacılığında entegre çözümler sunacaklarını söylüyor. "Yaklaşık 7 yıldan beri TCDD'nin kapısını aşındırıyoruz" diyen Yıldıran, yıllardır atılamayan adımların Avrupa Birliği'nin bu yöndeki açılımıyla hız kazandığını söylüyor. Demiryolu taşımacılığındaki bu son durumu değerlendiren Yıldıran sözlerini şöyle sürdürüyor: "Günümüzde demiryolu taşımacılığında TCDD' nın tekeli artık sona erdi. Bu sayede demiryoluyla taşımacılık hizmeti vermek isteyen özel kuruluşlar dilerlerse yurtdışından vagon getirebilecekler. Bunun yanında, TCDD' nin vagonlarını veya lokomotiflerini kiralayarak mevcut demiryolu hattını da kiralamak mümkün. TCDD teşvikle yatırım yapan firmalara bir indirim sunuyor. Ayrıca, artık özel sektör şirketlerinin kendilerine ait vagon satın alması önünde de hiçbir engel kalmadı. Hatta lokomotif satın alınmasına bile olanak tanınıyor." Şirketler ne yapmalı? Bu alanda yatırım yapmak isteyen şirketlere de öneriler de bulunan Yıldıran, "Vagon satın almanın maliyeti oldukça yüksek. Bu nedenle ilk etapta kiralamak daha uygun. Kiraladığınız vagonu kullanmasanız da sabit ücretini veriyorsunuz" şeklinde konuşuyor. Yıldıran, TCDD'nin, uygulanabilirliği olan tüm projelere açık olduğunu söylüyor. Tüzel kişilerin ve teminat mektubu gösteren her firmanın bu imkandan yararlanabileceğini belirtiyor ve süreci şöyle anlatıyor: "Talep ettiğiniz vagon tipini seçiyorsunuz ve TCDD'nin elinde varsa sözleşme mukabilinde anlaşıyorsunuz. TCDD belli bir süre yükün aktarımı için bekleme süresi de tanıyor. Yurtiçinde demiryolu hattı olan her yere yük taşıyabiliyoruz. Biz bu anlamda önümüzdeki dönemde çok yol kat etmeyi düşünüyoruz. Amacımız, müşterilerimize maliyet avantajı sağlamak. Vagonlarla taşımak yüksek hacim ve tonajlar gerektiriyor. Bu; bir katarda en az 500 tonluk bir sevkıyatın bir defada yola çıkması anlamına geliyor. Verimliliği arttırmak için tüm vagonlarınızı doldurmak gerekli. Bizim ileriki yıllardaki hedefimiz parça bazlı belirli zamanlarla sefer düzenleyerek, KOBİ' lere destek vermek. Ülkemizin yaklaşık yüzde 90 'ının KOBİ' lerden oluştuğu düşünülürse pazarın ne kadar büyük olduğu ortada." .................................. MEDİKAL SEKTÖRÜNDE İLGİNÇ BULUŞ Medikal sektöründe her geçen gün yeni bir yan ürün piyasaya sürülüyor. Bu ürünler arasında çok azı karlı bir alan oluşturuyor. İki genç girişimci Alper Şirin ve Güngör Ekici'nin ortak projeleriyle ortaya çıkan galoş giydirme makinesi ise sektörde kazanç getiren ürünlerden biri. Alper Şirin, medikal sektöründe 1997 yılından bu yana faaliyette bulunan ATL şirketinin sahibi. Güngör Ekici de aynı sektörde Onat Dış Ticaret ismiyle faaliyetini sürdürüyor. Projenin pazarlama ayağını yürüten Alper Şirin, galoş giydirme makinesinin patentinin kendilerine ait olduğunu söylüyor. İki girişimci bu makineyi Çin'de bir yıl önce üretmeye başlamış. Şirin'e göre, Türkiye'de üretim yapmak çok uzun bir süreç. Çıkarılması gereken izinler nedeniyle 2 yıl beklemek zorunda kalındığını söylüyor. Bu nedenle Çin'in üretim kolaylığı ve maliyetler açısından daha avantajlı olduğuna değiniyor. Şirin, bu projeyle Türkiye genelinde 14 bayi ile çalıştıklarını söylüyor. Önümüzdeki dönemde de bayi sayılarını artırmayı planladıklarını belirtiyor. Şirin sözlerini şöyle sürdürüyor: "Galoş giydirme makinesi, otomatik ve zahmetsiz olduğu için kullanıcıya büyük kolaylık sunuyor. Biz bu ürünü şu ana kadar hastane, muayenehane, spor salonları ve catering şirketlerine pazarladık. Büyük de bir ilgi gördüğümüzü söyleyebilirim. Bu alandaki tek riskimiz kopya ürünler. Patenti bizde olmasına rağmen ürünün benzerleri yine Çin'de kolaylıkla ürettirilip pazarlanabiliyor. Fakat bu konunun da yasal yollardan takipçisiyiz. Bu ürünün bayiliğini alacak girişimcilerden iş hayatında 4 yıllık tecrübe dışında bir talebimiz yok" Alper Şirin, bu ürünle bağlantılı yeni bir projeyi daha hayata geçirmek için çalıştıklarını söylüyor. Şirin, "Bu ürünün de prototipi hazır. İstanbul Üniversitesi'nde Makine ve Elektronik Mühendisliği hocalarıyla birlikte bu makineyi hazırladık. Diğer galoşmat makinemiz 40 kişiye kadar otomatik giydirme yapabiliyor. Burada çok daha geniş bir kitleye hitap edilebilir. Bizim zaten müşterilerimiz arasında genellikle devlet hastaneleri var. Bu hastanelere de günde binlerce kişi uğruyor. Bu nedenle bu makinenin de büyük ilgi göreceğini düşünüyoruz" şeklinde konuşuyor. Bu makinenin üretimi için yatırımcı aradıklarını belirten Şirin, 700 bin dolarlık bir sermaye ile bu makinenin üretimine başlanabileceğini belirtiyor.
İHTİYAÇTAN DOĞAN İLGİNÇ GİRİŞİM Girişimde bulunmanın ilk kurallarından biri ilginç bir fikir bulmak. Bu fikrin uygulanacağı pazar şartları da önem taşıyor. Babyturk markasının yaratıcısı Nilden Bayazıt, Türkiye'de benzeri olmayan bir uygulamayı hayata geçirerek girişimciliğin bu ilk kuralını hayata geçirmiş bir örnek. Bayazıt, anne ve çocuklara yönelik bakım dergileri çıkararak, önemli bir potansiyele hizmet sunuyor. Yaptığı araştırmalar sonucunda Türkiye'de ayda ortalama 1 milyon 400 bin bebek dünyaya geldiğini öğrenen Bayazıt, "American Baby" markasının lisans haklarını alarak işe başlıyor. Bayazıt, Babyturk ile anne ve çocuk üzerine farklı pazarlama kanallarını kullandıklarını söylüyor. Hedef kitlesi anne ve bebek olan her türlü firmayla çalıştıklarını belirtiyor. Şirketin 2002 yılında faaliyete geçtiğini söyleyen Bayazıt, American Baby ile yapılan anlaşma sonucunda yıllık 35 bin dolarlık bir lisans ücreti ödediklerini kaydediyor. Babyturk adı altında iki dergi çıkarttıklarına değiniyor. Bu fikrin hamileyken aklına geldiğini söyleyen Bayazıt, "O dönemde ihtiyaç duyduğum bilgileri farklı kaynaklardan toplamam gerekiyordu. American Baby ile bu sırada tanıştım. Türkiye'de böyle bir girişim olmadığını biliyordum. Bu nedenle kendi ihtiyacımdan bir girişim fikri doğdu" diyor. Dergilerin hedef kitlesi doğum yapmış kadınlar. Ayda ortalama 20 bin kadına bu dergi yoluyla ulaşılabiliyor. Dergiler araç olarak kullanılıyor. Burada amaç, annelerin çeşitli bilgilerini toplamak. Dergilerle birlikte farklı ürünler annelere bedava veriliyor. Daha sonra anlaşma yapılan şirketlere, toplanan datalardan farklı hizmetler sunuluyor. Beyazıt, dünya üzerinde hiçbir derginin reklam verenine bu tür bir hizmet vermediğini söylüyor. Beyazıt sözlerini şöyle sürdürüyor: "Türkiye'de pek çok özel ve devlet hastanesiyle anlaşmalarımız var. Şu anda annelere sunduğumuz sağlıklı büyüme paketinin içinde, Evyap, Milupa, Dalin gibi önemli markaların ürünlerini veriyoruz. Şirketler bize daha sonra gelip ‘özel hastanede doğum yapmış, İstanbul ve Ankara'da oturan, 25 yaş üstü annelere yönelik pazarlama yapmak istiyorum' diyebiliyor. Biz bu bilgileri onlara anında sunabiliyoruz. Bunun yanında bir de hamilelik dönemindeki anne adaylarına yönelik dergi çıkarıyoruz. Bu dergi de anlaşmalı jinekolog muayenehanelerinde bedava dağıtılıyor. Böylece dağıtım işimizi de kolaylaştırmış oluyoruz. Türkiye genelinde de ücretli çalıştırdığımız elemanlarımız var. Bu kişiler bölgedeki doğum yoğunluğuna göre dağılmış durumda."
|
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
