| Yeni Normal Ne Getirecek? |
|
|
| Yazar: Rauf Ateş | |||||
| Salı, 05 Haziran 2007 | |||||
Sayfa 1 Toplam: 3
Tahrik edici bir adı var, belki okumuşsunuzdur: "Peynirlerimi Kim Çaldı?" (Who Moved My Cheeses) Kitabı bir uçak yolculuğu sırasında okudum. Basit ve çok etkileyici. Okumamış olanlar için bilgi vermek istiyorum. Kısaca, bir evin mutfağından beslenen bir fareden söz ediliyor. Fare, her sabah masanın altına gidiyor, orada bulduğu peynirlerle besleniyor. Kendinden çok emin. Bir gün peynirin orada olmayacağı, aç kalacağını aklından bile geçirmiyor. Onun için rutin bir iş. Sabah masanın altına gidiyor, kahvaltısını bir güzel yapıyor ve geri dönüyor. Ancak, bir sabah masanın altına gittiğinde büyük bir sürprizle karşılaşıyor. Her zamanki yerde peynirden eser yok. "Belki bugün aksilik çıkmıştır" diye içinden geçiriyor. "Yarın gelirim" diyerek yuvasına dönüyor. Ancak, sonraki gün, izleyen gün ve daha sonra... Masanın altında ve yakınında bir daha hiç peynir bulamayan fare, açlıkla karşı karşıya kalır. Bu kitabı okuyunca, her gün olağan şekilde yaptığımız ve hiçbir şekilde değişeceği olasılığını aklımıza getirmediğimiz eylemleri düşündüm. Ve bunları düşünürken, daha yolun başında bir gazeteci olduğum günlere döndüm. Türk Haberler Ajansı'nda çalışıyordum. Temmuz 1985'de başlamıştım, yanlış hatırlamıyorsam Şubat 1986 idi. Aradan geçen 8 ayda inanılmaz hızda ve zevkte gazetecilik deneyimi yaşamıştım. Stajyer konumda olmama rağmen, Hüsamettin Cindoruk ile DYP'nin Anadolu gezilerine katılıyor, deneyimli muhabir eksikliği nedeniyle, siyasi işlere gidiyordum. Bir yandan da üniversiteye gidiyor, inanılmaz keyif alıyordum. Bu trendin hiç bozulacağı hiç aklıma gelmemişti. Ancak, 1986 yılının bir soğuk şubat günü Türk Haberler Ajansı'nın Gazeteciler Cemiyeti'nin üst katındaki merkezine gittiğimde, her şey normal görünüyordu. Ancak, birkaç saat sonra mali sıkıntılar nedeniyle THA'nın tasfiye edileceği açıklandı. Gerçekten hiç aklıma gelmemişti. Türkiye'nin en köklü ve büyük haber ajansının kapatılacağını düşünmemiş, mental hazırlık yapmamıştık. Bir "N" zamanında bu işin gideceği konusuna odaklanmıştım. Her sabah buraya gelmezsem, işim olmazsa, başka yere gitmezsem diye aklıma düşünmediğim için de "Yeni duruma" alışmakta zorlandığımı hatırlıyorum. Gerçi benim de içinde olduğum 10 kişiyi Güneş gazetesine almışlardı. Ama "Yeni durum", hazırlıksız olduğum için ciddi şekilde sıkıntı yaratmıştı. Ondan sonra, her işte, sonraki aşamayı düşündüm, yeni oluşumlara karşı senaryoları aklımın bir köşesine yazdım. Hiçbir şey sonsuza kadar devam etmez Türk iş dünyasının yakın tarihini bilenler, belki hatırlayacaklardır. İstanbul Sanayi Odası'nın "500 Büyük Sanayi Şirketi" araştırmalarında, 1970'ler boyunca bir şirket hep listelerde yer aldı. "İttihat Değirmencilik" adlı bu şirket, 1980'lerin sonundan itibaren listelerden çıktı, 1990'larda ise iyice yok olup gitti. Capital dergisinde "Tarih Olan Şirketler" araştırması yaparken, bu şirketin sahiplerinden birinin açıklamasını okumuştum. "Zamana ve teknolojiye ayak uyduramadık, hep işler iyi gidecek diye düşündük" değerlendirmesini yapmıştı. 1960-1975 döneminde büyük şirketler listesine giren İttihat Değirmencilik, belki de "Peynirlerimi Kim Çaldı?" kitabındaki "Eski Normal Fare" benzeri hataya düşmüştü. Alışıldık satın alma, üretim, teknoloji ve pazarlama yöntemiyle iş yapacaklar ve para kazanacaklardı. Ancak, değişen teknoloji, para kazanan bir şirketi, 10 yıl sonra neredeyse oyunun dışında bıraktı. Çünkü, artık "normal", farklı gerçekleri gerektiriyordu. Yöneticiler, her şeyin sonsuza kadar aynı devam edeceği gerçeğine kendilerini kaptırmışlardı. Katılanlar olur mu, bilmiyorum. 1980'lerin sonlarında Türk dergiciliğinde büyük bir devrim yaratan Nokta dergisini de "fare"ye benzetiyorum. Rahmetli Ercan Arıklı ve ekibinin yayınladığı dergi, 1980'lerin Türkiye'sini ve okurun ihtiyacını iyi saptamış, neredeyse "Algıla ve Üret" yaklaşımını hayata geçirmişlerdi. Satış rekorları ve büyük ilgi de bunu gösteriyordu. Ancak, 1980'lerden 1990'lara geçerken, bütün dünya değişti. Türkiye'de demokratik hayat, cinsellik, tüketici davranışları, gelir düzeyi, dışa açılma gibi kriterlerde inanılmaz dönüşümler oldu. Siyasete ilgi azaldı, işkence ve yolsuzluk gibi haberler artık eski okuyucusunu bulamadı. Ancak, Nokta'yı yönetenler, değişime karşılık, aynı içeriği okurlarına sunmaya devam ettiler. Sonuç, 70 bin, hatta daha fazlası satışları yakalayan dergi, kapanma noktasına geldi, ardından birkaç yüz adet sattı, şimdi yeniden atağa kalktı ama 4 binler düzeyini geçemedi. Yeni Normal'i de kaçırmamalı Sadece Türkiye'de değil, bütün dünyada 1990-2001 arası ilginç bir dönemdi. Normal sıcaklığı belirtmek için bir deyim kullanılır: "Oda sıcaklığı"... O dönemde her şey "Oda sıcaklığının" çok üstünde idi. Teknolojiden yatırıma, para kazanmadan iş olanaklarına kadar her alanda inanılmaz deneyimler yaşanıyordu. Yeni teknolojiler çıkıyor, farklı iş alanları açılıyordu. Para kazanma, hiç olmadığı kadar kolaydı. Aynı şekilde para batırma, hiç bu kadar kolay olmamıştı. Sonra bir gün bu "yapay" dünya çöktü, yüzlerce şirket battı, onbinlerce insan işsiz kaldı. Hisse senetleri yerlerde süründü, binlerce insan sıfırı tüketti. Ortalığın toz dumanı temizlenince, işe koyulanlar şu slogana sarıldılar: "Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak". Gerçekten de ABD'den Japonya'ya, Güney Afrika'dan Türkiye'ye, hiçbir şey 2001 yılı öncesi gibi değil. Bu yeni döneme "New Normal" (Yeni Normal) demek daha anlamlı. Ve doğal olarak bu dönemde ayakta kalmanın da kendine özgü kuralları var. Bu kurallara göre oynayanların kazanacağı bir döneme giriyoruz. Herkes buna hazırlanmalı. Ünlü yönetim gurusu Gary Hamel'in dediği gibi, "Eski bir haritayı kullanarak yeni bir diyarı bulamazsınız". Gerçekten de öyle; Yeni dönemde para kazanmak, başarılı olmak için yeni haritalara ihtiyaç var. "Hiçbir şey babalarımızın dönemindeki gibi değil" Ünlü guru Tom Peters, içinde bulunduğumuz yeni iş ortamını anlatmak için, "Artık hiçbir şey babalarımızın yaşadığı dönemlerdeki gibi değil" değerlendirmesini yapıyor. Ardından da iş dünyasının önemli bölümünde eski kuralların uygulandığını, o nedenle de başarısızlıkların görüldüğüne dikkat çekiyor ve şu anekdotu anlatıyor: "Amerikan ordusunun üst düzey bir yetkilisi, ‘Günümüzde bizim sahip olduğumuz askeri yapının temelleri Napolyon tarafından tasarlanıp, geliştirilmiştir. Wal-Mart ve Dell gibi birkaç şirket dışında diğer iş organizasyonları için de bu durum geçerli' saptamasını yapmıştı. Amerikan ordusu, Sovyetler Birliği ile başa çıkabilecek mükemmel bir yapıya sahipti. Fakat söz konusu olan El-Kaide olunca, ordunun yapısının berbat sayılabilecek bir halde olduğu ortaya çıktı." Gerçekten de asker cephesinde olduğu gibi, iş dünyasında da yeni gerçek ve oluşumları iyi analiz edemeyenler, başarısızlığa uğruyor. İçinde bulunduğumuz dönemde tam böyle işte. Bir yığın alanda, çok sayıda sektörde bir dönem için alıştığımız, doğru olduğuna inandığımız gerçeklerin, şimdi "geçersiz" kaldığına şahit oluyoruz. Bilinen çok sayıda doğru ve kurallar değiştiği için de yeni bir yapı ortaya çıkıyor. "Yeni Normal" işte bunu anlatmayı, iş ve rekabetin yeni kurallarına işaret etmeyi amaçlıyor. Paranın da yeni kuralları var Dünyaca ünlü yatırım fonu Templeton'un kurucusu Mark Mobius, "Eskiden Türkiye'ye geldiğimde, daha havaalanından iner inmez borsa yükselişe geçerdi. Bizim gelişimiz, borsada alımlara neden olurdu" diyor. Mobius haklı. Yeni dönem farklı dinamiklerle işliyor. Borsada ve para piyasalarında kazancın sistematiği değişti. Yatırımcı, parasını yönlendirirken, hisse senedi alıp satarken bu gerçekleri göz önünde bulundurmalı. İşin özünde, Türkiye'nin ve dünyanın yeni gerçekleri var. Ancak, ondan ötesinde, enflasyondaki düşüş ve geçmişte anlamsız gelen yüzde 1'lerin, büyük kazançlar olarak görülmesi var. Büyük oyuncular, bu gerçeğe göre oynuyor, geçmişin "unutulmaz kazanç günleri" de artık pek yaşanmıyor. Örneğin, İMKB 100 Endeksi, geçmiş yıllarda, önemli olaylar sonrasında yüzde 20'ye varan değişimler yaşadılar. IMF anlaşması ertesinde, 5 Aralık 2000'de endeks yüzde 19.5 oranında arttı. Ertesi günkü artış ise yüzde 16.5'i buldu. Hesaplayın, yüzde 40'a yakın bir yükseliş. Bir de Türkiye için önemli bir dönem olan Kıbrıs konusunda alınan kararın ertesine bakın. Annan Planı'nın kabul edildiği günün ertesinde İMKB 100 sadece yüzde 3 düzeyinde artış gösterebildi.
Ancak, "yeni normal"i yaşıyoruz. Düşük enflasyon, yerinde sayan döviz kuru ve her an değişen dış gelişmeler, bize farklı bir yatırım atmosferi sunuyor. O nedenle yatırımcıların algılamalarını, yeni yatırım ortamına göre oluşturmalarında yarar var. |
|||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
