|
Asım Kocabıyık, Türkiye'nin ilkkuşak sanayicilerinden. Zor koşullara göğüs geren, "1958 öncü kuşağını" temsil ediyor. Hayatı, Türk sanayi tarihi gibi. Demokrasiye geçişe, krizlere, ihtilallere, dışa açılmaya, kısacası ekonomideki dönüşüme tanıklık yaptı. İstikbal Ticaret'te başladığı iş yaşamında istikrarlı, ancak hızlı büyüdü. 40'ıncı yılında yıllık cirosu 1 milyar dolar olan dev bir grup yarattı. Hedefi, yeni işlerin yanında, daha sağlam bir grup yaratmak...
Borusan Holding, içinde bulunduğumuz günlerde 40'ıncı yılını kutluyor. Grubu kurup bugünlere getiren Yönetim Kurulu Başkanı Asım Kocabıyık da, iş hayatının 40'ğncı yılında. Kocabıyık, bugün Türkiye'de önemli bir grup yaratmanın yanında, iş dünyasının da çok önemli bir grup yaratmanın yanında, iş dünyasının da çok önemli isimlerinden biri.
TÜSİAD'ın kurucuları arasında yer aldı. Sözleri her zaman yankı yarattı, etkin oldu. Bu misyonu bugün de devam ediyor. Türk sanayini yaratan kuşak arasında yer alması, deneyimlerini ve gözlemlerini de çok önemli kılıyor. Bu kuşağın değeri, onların verdiği mücadele bugünlerde yaşadığımız olaylarla daha çok ortaya çıkıyor.
Capital olarak Borusan'ın 40.yılı vesilesiyle, Asım Kocabıyık ile kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdik. Asım Kocabıyık, Capital'e, Borusan'ın yaratılış sürecini anlatırken, Türk sanayinin o günkü sıkıntılarını, gelişimini de yansıttı. Kocabıyık, uşaklar arasındaki farklara değinirken, Borusan'ın gelecek hedefleri konusunda da önemli ipuçları verdi.
Kocabıyık ile söyleşimizin tarihi bir belge oluşturduğu düşüncesindeyiz. Bu açıdan ilginizi çekeceğini, hatta düşündürücü olacağını tahmin ediyoruz:
- İş hayatınıza nasıl başladınız? İlk şirketiniz sanıyorum İstikbal Ticaret. O döneme gelene kadar, nasıl bir süreç geçildi?
- Ben 1924 yılında Afyon'un bir köyünde doğdum. Babam, Ahmet Kocabıyık - oğlumun ismidir - 8.5 yıl çeşitli cephelerde, harp ettikten sonra, 1922'nin sonunda terhis oluyor. Köyüne geliyor. Köyde, bakkallığa başlıyor. Ondan sonra seyyar manifatura satıcılığı yapıyor. Bundan sonra 1929 yılında, dünya krizinin yaşandığı yıllarda, Afyon'a göç ediyor. Bakkallık işini Afyon'da sürdürmeye başlıyor.
Hatırlıyorum 3.5 lira kirayla ev tuttuk. O zaman Afyon'da elektrik yok. Ancak 1934 yılında elektrik geldi. Ben 1931 yılında ilkokula başladım. Babam o yıllarda bakkallıktan manifaturacılığa döndü. Yine aynı zamanda arpa ve buğday toplamaya, onu İstanbul'a, İzmir'e sevk etmeye başladı.
Arpalar bir İtalyan firma tarafından İzmir'den ihraç ediliyordu. Babam bu işi İzmir'deki bir ortağı ile birlikte İstanbul'da yapmaya karar verdi. İstanbul'da hububat, bakliyat ihracı için bir şirket kurdular. 1938 yılında, kurulan bu şirket, Birlik Ticaret Limited adını taşıyordu. Bu şirket 1943 yılına kadar devam etti.
1939 yılında İkinci Cihan Harbi başlayınca, bu iş biraz zorlaştı. Zaten 1940'ta da Toprak Mahsulleri Ofisi kuruldu; hububat, bakliyat işi devlet tekeline alındı. Bu iş böylece kapanmış oldu. 1941 senesinde, babam demir-çelik ticaretine başladı. Şimdi hayatta olmayan bir ortağı ile birlikte bu işe girdi. Bu iş de 3 yıl kadar devam etti. Ondan sonra da İstikbal Ticaret kuruldu.
- İstikbal Ticaret'te babanız yalnız mıydı?
- İstikbal Ticaret Karaköy'de kurulmuştu. İki tane ortağı vardı bu şirkette. Onların yüzde 20'şer amcamın da yüzde 15 hissesi vardı. Şirketin yüzde 65'i babamındı. Bu şirket demir - çelik ticaretinin yanı sıra fındık ihracatı ile de uğraşıyordu. Fırsat düştükçe dahili ticaret de yapardı.
- Siz o dönemlerde neler yapıyordunuz?
- Şirket 1944 yılında kuruldu. Ben 20 yaşındaydım. İstanbul İktisat Fakültesi'nde ikinci sınıftaydım. Ticaretle ilgilenmeye mecburen orta mektepte başladım. Daima babama yardım ettim. Üniversiteye gidince, daha fazla yardım etme fırsatım oldu.
- Tamamen işlerin içine ne zaman girdiniz?
- 1947 yılının mart ayında İstikbal Şirketi'ne müdür tayin oldum. Aynı zamanda o yıllarda Beyoğlu'nda bir tüccar terzilik işim vardı.
- Tüccar terzilikde neler yapıyordunuz?
- Tüccar terzilik şöyle bir şeydir; kumaş getirirsiniz, müşteri gelir, ölçüsünü alırsınız, orada elbiseyi diker, teslim edersiniz. Bayağı işi işti o dönemlerde. Beyoğlu'nda 366 numaraydı. Şimdi tuhafiye mağazası, bazen oradan geçerken bakıyorum. 150 liraya elbise yapardık. 50 lira kumaşı, 50 lira masrafı, 50 lira da kârı vardı. Gündü 25 lira para kazanırdık. O yıllarda memur ücreti 80 - 100 lira arasındaydı.
- İstikbal ilk yatırımlarını nasıl yaptı?
- İstikbal Şirketi, bir tarafta dahili ticaret, bir taraftan ithalat işleri yapardı. 1950'de biliyorsunuz büyük bir değişiklik oldu Türkiye'de. İktidar değişti ve Demokrat Parti, liberal bir sistem uygulamaya başladı. Liberal sistemi biraz daha ileriye götürdü. Bugünkü gibi, ithalat - ihracat tamamen serbest hale getirildi.
Bu 1,5 yıl sürdü. Sonra döviz bitti ve ithalat zorlaştı. İthalat zorlaşınca, herkes başka bir faaliyet aramaya başladı. Bende aramaya başladım. O dönemde Sınai Kalkınma Bankası yeni kurulmuştu. Sanayiye girmek isteyenlere yardım ediyordu. Biz de bir iki proje yaptık, Sınai Kalkınma Bankası ile temaslarımız oldu. Bu projelerden bir tanesini faaliyete de geçirdik. Fakat yürümedi.
- Bu proje neydi acaba?
- Döküm banyo küveti yapma projesiydi. O günkü ihtiyaç memlekette yılda 6 bin adetti sadece. Onun yanına sonra, başka işler koymaya çalıştık, olmadı. Ortaklarımız vardı, onlarla da anlaşamadık. İşte tecrübesizdik, ortaklıkta tecrübesizdim. 30 yaşında tecrübesiz bir insan böyle işlere girince ne yapabilirse o kadarını yaptık. Tecrübe eksikti, bilgi eksikti.
Ondan sonra 1957'de boru işine girme imkanı çıktı. Bir arkadaş, boru makinesi getirmeye teşebbüs etmiş fakat yürütememiş. Bana geldiler, beraber başladık boru işine. Sonra bu iki arkadaşımız boru işinden ayrıldılar. Böylece Borusan'ı 1958 yılında kurmuş olduk.
- O zaman boru işine girmeniz tamamen tesadüfi?
- Bir arayış içindeydik. Nasıl bir iş yapabiliriz diye düşünüyorduk. O olmasaydı, başka bir sanayi işine girecektik. Boru işinde durmamızın bir nedeni işin oldukça basit olmasıydı. Çünkü hem paramız, hem görgümüz, hem muhitimiz daha komplike bir işe girmemize müsaade etmiyordu.
- O günlerde Borusan'ın büyümesini sağlayan en önemli etkenler neler oldu?
- Çok eksiğimiz vardı. Teknoloji eksikliğimiz vardı, bilgi eksikliğimiz vardı, yönetim eksikliğimiz, işçi-işveren ilişkilerine kadar çok eksiğimiz vardı. Bunların hepsini zaman içinde öğrendik. Fakat en büyük eksikliğimiz sermaye idi.
Cebinizde yoksa, para nasıl bulunur? Krediyle bulunur. Krediyi kim verir? O zaman Sınai Kalkınma Bankası veriyordu ve o günlerde bize yaşamımızda dönüm noktası olan bir imkan yarattı.
Kısaca anlatayım, 1958 yılında kurulduk. Biraz geliştik. Fakat baktık ki, o günkü kapasite ile bu iş olmayacak. Yeni bir yatırım için Sınai Kalkınma Bankası'na müracaat ettik. O gün bir tek makinemiz vardı. Başlangıçta mobilya borusu imal ediyorduk. Çünkü makinemiz ona uygundu. Sonra o makinelerde su borusu da imal etmeye başladık. Ama galvaniz tesisimiz yoktu. Olmayan galvanizi dışarıda yaptırmaya çalıştık. Onun acısını çektik, başıbozuk imalat yapmanın sıkıntılarını yaşadık.
Sınai Kalkınma Bankası'na yeni bir yerde faaliyete geçmek için müracaat ettik. İhtiyacımız 50 bin dolar, 750 bin Türk Lirası'ydı. Sınai Kalkınma Bankası, projeyi beğenmedi. "Fizibilite raporu yok" dedi. Sordurduk, bir fizibilite raporu 15 bin dolara mal oluyor. Bizim istediğimiz para, 50 bin dolar. Mali işlerin başında "Baron" tabir ettikleri Avusturyalı bir yabancı müdür vardı. Baktı halimize, güvendi ve raporsuz, projesiz 50 bin dolarla, 750 bin Türk Lirası'nı verdi. İlk köşeyi dönüşümüz böyle oldu! 1962 yılıydı bu.
- O zaman yatırımı nereye yaptınız?
- Şimdi bugün havaalanı sahası içinde kalan bir arazide, 5 yol mevkii denirdi, orada imalat yapıyorduk. Fakat orası dar gelince, 1962'de Pendik'de faaliyete geçtik. Aldığımız krediyle, tesisimizi kurduk.
- Bu sırada babanız hayatta mıydı?
- Onu söylemeyi unuttum. 1952 yılında babamı kaybettim. Bütün bu girişimleri tek başıma yapmak durumunda kaldım. Pendik'deki yatırımla bir sanayi kuruluşu hüviyetine tam olarak girmiş olduk.
- Bugünkü büyüklüğünüze ulaşmanızı sağlayan, ikinci bir dönüm noktası var mı?
- 1970'li yıllarda tekrar bir genişleme ihtiyacı duyduk. 1972 yılında Gemlik arazisini satın aldık. 1976'da Gemlik'e bir tesis kurduk ve dünyada bile nadir olan bir teknoloji getirdik Türkiye'ye.
Bir taraftan boru işi devam ederken, borunun malzemelerini temin edecek işlere de girdik. Sonra yardımcı olacak teşebbüslere girdik. Örneğin, galvaniz tesislerimizi kurduk. Ondan sonra bir soğuk haddehane kurduk. Bu haddehane hala da çalışıyor.
Bugün Gemlik'de kurulu tesisimize 200 milyon dolar sarf ettik. Bu haddehanemize 1 milyon dolar sarf etmiştik. Bu tesis hala aha çalışır. Yani o zamanlar az parayla çok işler yapabileceğimiz işleri tercih etmeye çalıştık. Profil imalatı yaptık. Faaliyetimizi borunun biraz dışına çıkardık. Borunun dışında yaptığımız ilk iş supap imalatıdır; 1970'lerde. 1975 yılında galvaniz tesisi kurulmuştur.
- Hep birbirine yakın alanlara girmişsiniz, sizin döneminizde büyüyen şirketlerde yelpazenin daha geniş olduğunu görüyoruz? Buradaki düşünce neydi?
- Yalnızlık, bilmediğimiz sahaya girmemek için tedbir. Girdiğimiz sahalar bu işin içindeyken tamamen öğrendiğimiz sahalardı. Paramızın kısıtlı oluşu da bunun bir nedenidir.
- Risk almayı da pek sevmiyorsunuz?
- Bugün bizimle birlikte işe başlayıp da ortada olmayanlar, bugün ortada olanların üç mislidir. Bunların kaybolma sebebi, krizlere dayanamamalarıdır. 40 yıllık sanayicilik hayatımızda, 4 defa memleket kriz geçirdi. Bu 4 defa krizde, biz yara almadık. Bir tanesinde bazı şeyleri satmak zorunda kaldık. Sonra yine yerine koyduk ama, bizi sarstı.
- Hangi krizdi bu sizi sarsan?
- 1980'lerin başında Turgut Bey iktidara geldiğinde, yüzde 10-15 olan faizler, yüzde 150'lere çıktı. Hiç hesapta olmayan bir gelişme oldu. Derhal borçları tasfiye etme yoluna gittik. Bundan evvel, petrol şoku nedeniyle bir kriz daha yaşamıştık. Fakat bundan etkilenmedik. Fakat bu ikinci krizden çok etkilendik.
24 Ocak 1980 Kararları'nın uygulamaya geçirilmesinden sonra, ihracatın serbest bırakılması, ihracat kredisinin yüzde 13'lerle devredilmesi, iç ticarette, faiz limitinin yüzde 150'lere çıkması kriz getirdi. O zaman birçok insan battı. O zaman Enka ile ortaklığımız vardı, o işi onlara devrettik. Bazı küçük şirketlerimizi sattık. Sonra onları geri aldık. Enka ile ortaklığımızı devam ettirmedik çünkü tamamen spesifik bir sahaydı.
1994 yılındaki krizde de haziran ayında bir baktık 250 milyar lire zarardayız. Ancak orada yönetimimizle, sene sonunda tekrar kâra döndük. 1994 yılındaki 250 milyar gerçekten önemli paraydı. Şimdi de kriz içindeyiz. Kriz tecrübesini yaşayanlar, yeni krizlere karşı daha tedbirli oluyor.
- Özel sektör artık bu krizlere bağışıklık kazandı mı?
- Krizlere bağışıklık kazanmak mümkün değildir. Eğer işiniz krediyle çevriliyorsa, hele dış kredi kullanıyorsanız, çok dikkatli olmak zorundasınız.
- 1970'li dönemlerde Türkiye'de dev yatırımların yapıldığını görüyoruz. Şimdilerde ise böyle yatırımlara rastlamak biraz zor. Sizce bu nereden kaynaklanıyor?
- Bu kadar enflasyonun içinde, yatırım yapmak çok zor. Ben örneğin hep ihtiyatlı davranmak istiyorum. Ama bu prensibi koyarsanız, bugün zarar edersiniz. Sene başında koyduğunuz sermaye, sene sonunda yarısını kaybediyor. Devlet de bunu zarar olarak kabul etmiyor.
Onun için, böyle bir atmosferde, enflasyonun kronik hale geldiği ülkemizde yatırım yapmanın zorluğundan bahsedeceğim; bu birinci sebep. İkinci yatırım yapacak sahalar, küçük teşebbüslere neredeyse kapalı. Çünkü bugün yatırım yapmak için, büyük yatırım yapmak gerekir. Bugün 25 milyon dolardan düşük bir yatırımı hesaplamamak lazım. Bu nedenle küçük müteşebbüsler artık yatırıma teşebbüs edemiyorlar. İkinci nokta da bu.
- Sizce bundan sonra Borusan'ın hedefleri ne olmalı? Hangi sektörlerde yoluna devam etmeli?
- Burada benimle yönetici kadromuz arasında farklı düşünceler var. Onlar yeni sahaları daima araştırıyorlar, ortaya bir fırsat çıkarsa, değerlendirmek için. Ben mevcut işimizin daha sağlam hale gelmesini; eğer sağlamsa, yeni işlerden ziyade, mevcut işte kaliteyi daha yükseltmek, mali şartları daha iyi hale getirmek gerektiğini düşünüyorum. Ama iki tane böyle çalışma olunca; fırsatlar çıkınca, bunlar benim önüme gelecek ve bana da soracaklar, ben de muvafakatımı bildireceğim.
- İş hayatınız boyunca, girmek istediğiniz ancak giremediğiniz, içinizde ukde kalan bir sektör var mı?
- Öyle bir hayalim vardı. Sattığımız, imal ettiğimiz malların bir tonu 500 dolar. Öyle konular var ki, Türkiye'de ve dünyada; 100gramı 500 dolar. Böyle bir işe girmeyi arzu ederdim.
Böyle bir işe teşebbüs de ettim. Ancak başarılı olamadım. Bu iş sert madenlerdi. Çeşitli aletlerde kesici olarak kullanılan, bölücü olarak kullanılan sert madenlere yatırım yapmak istedim. Bu konuda bir ortaklığımız da vardı. Fakat işin içine girince bu sektörde tröst olduğunu gördük ve bir şey yapamadık.
- Ben şunu merak etmişimdir: Siz yassı çelik üretiyorsunuz. Bu ürün otomotiv ve beyaz eşyanın en önemli hammaddesi. Bu alanlardan birine girmeyi hiç düşünmediniz mi?
- Beyaz eşyayı hiç daşanmedik. BMW'den sonra otomotivi düşündük. Onlar da dediler ki, fizibl bir proje getirin, tetkik edelim. O zaman Turgut Bey başbakandı. Gördük ki, biz bu alanda bir yatırım yapsak, bu BMW olmayacaktı. Bundan sonra vazgeçtik.
Temsilciliğini yaptığımız ve tanıdığımız firma çok sofistike bir imalat yapıyordu. Buna cesaret edemedik ve girmedik, böyle bir imkanımız olmadı. BMW olmayıp da başka bir şey olsaydı, belki cesaret edebilirdik.
- Şu anda, Borusan olmasa bile, sizce yatırım yapılabilecek alanlar hangileridir?
- Paranız varsa enerji. En sağlam sektör bence.
- Borusan'ın üzerinde çalıştığı bir sektör var mı?
- Sanayide böyle bir sektör bulmak pek kolay değil. Belki ticarette böyle bir sektör bulunabilir. Bugün Borusan'ın Türkiye'de temsil ettiği Caterpiller firmasının ürünlerinin Azerbaycan'da, Türkmenistan'da ve Gürcistan'da pazarlanmasında, servis işlerinin yapılması konusunda teşebbüsler var. Şimdiden faaliyete geçildi bu konularda.
- Borusan Grubu, Borçelik yatırımından sonra daha çok servis sektörlerine yöneliyor?
- Sadece sanayiye bağlı kalmak istemiyoruz. Yaptığımız işlerde ticaretin de dengeli olmasını istiyoruz. Bugün aşağı yukarı yıllık 1 milyar dolarlık ciromuz var. Bunun yüzde 55'i sanayi, yüzde 45'i ticaret. Böyle daha dengeli bir iş yaptığımız kanısındayız. Çünkü sanayi krizlerden daha çok etkileniyor.
- Siz ağırlıklı olarak sanayi tedarikçisisiniz? Direkt halka inen ürünlerin üretimini düşünüyor musunuz?
- Turgut Bey o zamanlar hazır gıdaya girmemi çok tavsiye etti. "Türkiye'de gelir seviyesi artacaktır, gir" dedi. Fakat cesaret edemedik, giremedik.
Sonra şu an bizim kadromuzda, boş bir "manager" yok ki, yeni bir işte, şu işin başına da sen geç diyecek bir adamımız yok. Çünkü böyle işlerde yönetici çok önemli. Biz de dışarıdan bir "manager" bulmak gibi yöntem izlemek istemiyoruz. Bizim kendi içimizden yönetici yetiştirmek gibi bir geleneğimiz var.
Grup şimdi çok gelişti. Bugün çalışan sayımız 4 bini geçti. Süratli bir gelişme oldu. Borusan acele etmemeli.
Bundan 5 yıl önce Borusan'ın cirosu 300 - 400 milyon dolardı. Şimdi ciromuz 1 milyar dolar. Bu büyük bir gelişmedir.
"BORUSAN UHAFAZAKAR BİR GRUPTUR"
- Borusan'da profesyonelleşme yönünde önemli çalışmalar yapılıyor. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?
- Borusan'da profesyonelleşme yerleşmiştir diyebilirim. Ben icraatın içinde değilim. İcraatın dışında, bir nevi bir yön verme pozisyonum var. İcraat bugün Borusan'da tamamen profesyonel kadro tarafından yürütülmektedir.
- Bugünkü yapısı içinde Borusan'ı nasıl tanımlarsınız?
- Benle başlayan muhafazakarlık oldukça devam ediyor. Yani muhafazakar bir gruptur. Birden açılmayı sevmeyen, tetkik etmeden bilmediği işe ya da yarım bildiği işe girmekte cesaret göstermeyen bir vasfı vardır. Ancak bulunduğu sektörlerde başarılı istikrarlı bir gruptur.
"AÇIK GÖZLÜLÜKLE BÜYÜDÜK"
- Borusan'ın büyümesini etkileyen adımlar neler oldu?
- Geçmişten bahsediyoruz. 194 yılında Türkiye7nin nüfusu 20 milyon. Şehirde yaşayan nüfus yüzde 25 düzeyinde. 1958 - 60 senelerinde, bizim işe başladığımız yıllarda, nüfus 25 milyon civarındaydı. Yüzde 30'u şehirlerde yaşamaya başlamıştı. O günkü ihtiyaçlar, şehirde yaşayan nüfustan kaynaklanıyordu. Türkiye'nin nüfusu bir taraftan arttı, diğer taraftan da göç başladı. Seneler içinde artış devam etti.
Bugün Türkiye'nin yüzde 65'i şehirlerde, yüzde 35'i köylerde yaşıyor. Şehir nüfusu ekonomide daha aktif, şehirde yaşayan insanların ihtiyaçları daha fazla. Türkiye'nin gelişmesi ihtiyaçlar yaratıyordu. Bu ihtiyaçlara cevap verecek " açık gözlülük" de bulunduk. Yani bir uyanıklılıkta bulunduk. Türkiye'nin daha ihtiyaçları ortaya çıkmadan biz teşebbüsleri yaptık. Büyümemizin sebebi, marifetimizin altında yatan neden bu.
"OĞLUM İYİ BİR YÖNETİCİ"
- Şimdi oğlunuz işin başında. Sizin ile bu ikinci kuşak arasında ne gibi başka farklar gözlüyorsunuz?
- O kadar büyük fark var ki. Biz bu işe başlarken, biz bunun management'ını bilmiyorduk. İşçi - işveren ilişkileri konusunda bilgimiz yoktu. İşletmecilik yönünde bilgimiz yoktu. Global bir politika mevcut değildi. Dünyanın diğer bölgelerinde neler oluyor bitiyor, bilgi sahibi değildik. Yalnız kendi sahamızda Avrupa'da neler oluyor, onları biliyorduk. Şimdi gençler, dünyada ne olup bittiğini yakından takip ediyorlar. İşçi - işveren ilişkilerinden management'a, finans konularına kadar her konuda bilgi sahibiler. Biz yaparak öğrendik. Bunlar mevcut bilgilerini kullanıyorlar.
- Oğlunuzu nasıl buluyorsunuz; Ahmet Bey'i?
- Çok iyi bir yöneticidir. Benden farklı tarafları var. Bunları takdir ediyorum. Ben her işin kendim tarafımdan daha iyi yapılacağı düşüncesine sahip olmuşumdur. O, her işi uzmanı olan, o sahayı yöneten insanın daha iyi bileceği düşüncesiyle hareket ediyor. Onun için kimseye müdahale etmiyor. Burada benim düşüncemi bir kusur olarak kabul ediyorum, yahutta bizim neslimizin bir vasfı olarak görüyorum.
"EN RAHAT DEMİREL'İN EN ZOR ECEVİT'İN DÖNEMİYDİ"
- Siz bugün 1950'den bu yana birçok liderin hükümeti sırasında işlerinizin başındaydınız. Menderes'den Demirel'e, Ecevit'ten Özal'a. Şimdi de Mesut Yılmaz var. Hangisinin döneminde işlerinizi en rahat ve en zor şekilde idare ettiniz?
- Yaşayan insanları itham etmek benim için pek doğru olan bir şey değil. Fakat size şunu söylemek isterim: en rahat Demirel'in devresi olmuştur. En zor dönem de Ecevit'in devresi olmuştur. 1970'lerdeki dönemler.
- Sizce Türkiye'nin önündeki en önemli sorun nedir?
- Birbirinden çok farklı olmayan birkaç tane sorun var. Bir tanesi işsizlik. Ve bugün işsizlik artma temayülündedir. Enflasyon ve enflasyonu yaratan nedenler.
Devletin borcu, milli gelirin yüzde 10'una kadar çıktı diye beyanatlar var. Bu kadar borç, ülkenin aldırabileceği bir borç olmaktan çıkıyor. Her yıl yüzde 140 - 150'lerdeki faizlerle uğraşıyoruz. Bunun çözüm yolu da her geçen yıl zorlaşıyor. Gümrük Birliği'ne girdik bunun sonucu olarak ithalatımız artıyor. İhracatımızda ise aynı seviyede bir artış yok. İhracatta aynı şekilde artabilseydi hiçbir tehlike yoktu. İthalatı kısmayı bir tedbir olarak görmüyorum. Ama bir şekilde ihracatın önünün açılması gerektiğini düşünüyorum. Diğer taraftan dünyada ülkeler gizli gizli korumacılık yapıyor. Bunları göz önüne alarak Türk ihracatçısını takviye etmek lazım.
|