|
Sabancı Holding'in başkanı Sakıp Sabancı da ekonomideki sıkıntılardan, durgunluktan, politikaan şikayetçi. Ancak bunların geçici olduğunu düşünüyor. " Önemli olan orta-uzun vade" diyor. Moralinin bozuk olmadığını, "tuğla üzerine tuğla koyduklarını" söylüyor. Bundan sonrası için globalleşme hedefini koyduklarını, dünyanın dört bir yanına fabrikalarını taşıyacaklarını belirtiyor ve şöyle decam ediyor: " İçim içime sığmıyor, daha büyük işler yapalım diye"...
Türkiye'nin sadece en önemli iş adamları arasında değil, en renkli ve medyatik kişiliklerinden biri olarak da kabul edilen Sakıp Sabancı ile Sabancı Topluluğu'nun ve Türk ekonomisinin geleceğini konuştuk.
- Japonya ziyaretinizle başladınız konuşmaya...Japonlarla ilişkilerinizde önümüzdeki dönemde ne değişecek?
- Yıllar önce Japonya'ya gittiğimizde ikinci, üçüncü sınıf müdürlerle bile randevu yapamazdık. Şimdi en büyük liderler biz geldik diye binalarına Türk bayrağı koyuyor... Şimdi bunun uçup gitmemesi, daha ileriye ulaşması lazım.
- Kiminle ne iş yapıyorsam, buradaki durumu nedir, gelecekte nereye gideceğiz, beş sene, 10 sene sonra nerede olacağız, bunları konuşuyoruz. Dünyada kriz olur, Japonya'da kriz olur ama bizim konuştuğumuz iş, alma - satma değil; sanayi, üretim. Bu da orta ve uzun vadeli iştir. Bunun bir stratejisi olacak. Tabi ki Ankara'nın destek olmasını, politik istikrar istiyoruz. Ama buna rağmen biz hep yolumuza devam ediyoruz. Son 10 yıla bakın, yine enflasyon, "unbelievable", inanılmaz yüksek faizler vardı. Problemler vardı. Ama onun için de bunları yaptık. Demek ki, morali bozmaya gerek yok.
İhtiyatlı olacağız, dikkatli olacağız ama moralimizi bozmadan alışmaya devam edeceğiz. Babam rahmetli derdi ki, "Oğlum sen yeter ki evinini önünü iyi süpür. Sen evinin önünü iyi süpürür ve işini iyi yaparsan, bütün takımındaki insanlar işini iyi yaparsa, bütün ülkedeki kişiler işini iyi yaparsa, iyilik ve başarı da mutlaka gelecektir".
Ama bizi aşan şeyler var. Dünya krizi gelmiş. Japonya'da bankalar, finansman ağlıyor. Bunlar bugün için bizi biraz yavaşlatır. Ama onlarla konuşurken diyorum ki, biz seninle alıp - satmıyoruz, orta ve uzun vadeli konuşuyoruz, sanayi yapacağız.
- Ufukta yeni yatırım var mı?
- Yazaki ile bir tane yaptık. Şimdi acaba ikinciyi Türkiye'nin neresinde yapmalıyız diye düşünüyoruz. İşin icabı böyle gerektiriyor. Yazaki Portekiz'e gitmiş, bir tane yapmış, ikinciyi yapmış, üçüncüsünü yapmış.
Biz de bunları konuşuyoruz: ne zaman yapacağız? Türkiye'de mi yapacağız, Azerbaycan'da mı yapacağız, Türki memleketlerin başkasına mı gideceğiz? İşte, biz bunları konuşuyoruz.
- Sharp ile beyaz eşyaya adım attınız. Nedir planlarınız?
- Şimdi beyaz eşyada rekabetçi koşullar, belli üreticiler var. Biz de Sharp gibi bir teknoloji ürünüyle pazara giriyoruz. Önce ithalatlar başlıyor. Pazarda ne oluyor, ne bitiyor bunu araştıracağız ama bizim araştırmalarımız üretime dönüşmeyi amaçlıyor.
- İşbirlikleriniz içinde yakında yatırıma dönüşecek olan var mı? Örneğin Sharp?
- Bu işte önce akreditif açar, malı alırsın. Sanayi dediğin orta ve uzun vadelidir. Hemen yarın olmaz. Önce tohum doğru mu ona bakmak, sabırla beklemek gerekir. Kimler buzdolabı üretiyor, ne tipte, hangi boyutta üretiyorlar, biz neler yapabiliriz; bütün bunlara bakmamız gerekiyor. İleri kademelere götürülebilir mi? Eğer hiçbir kademe yoksa yalnız ticaret ise, bu bizim sevdiğimiz bir iş değil. Onlar da diyorlar ki, bunun cevabını görebilmek için görmek, tanımak, hissetmek lazım.
Nasıl herkesle yapıyorsak, bu konuda da ufkumuz açık. Lastikte nasıl daha fazla büyürüz, nasıl daha fazla ihracat yaparız, nasıl yeni tiplere gireriz diye bakıyoruz. Toyota ihracat ağırlıklı, zıplayarak nereye gidebilir, onu inceliyoruz.
- Türkiye'deki problemler bu projelerinizi etkiliyor mu?
- Bugün Türkiye'de problem var ama bugüne mahsus. Yarın konuşacağız, öbür gün konuşacağız bu işleri. Bugünün baskısıyla reçete yazmayacağız.
- Yabancı ortaklarınız Türkiye'yi nasıl görüyor?
- Japonlara bakarsam, finansman ve diğer nedenlerle kendi evlerinde kaygıları var bir defa dünyanın diğer yerlerinde de sorunlar yaşanıyor. Yabancılar karar verirken geniş düşünüyor; Türkiye'ye mi gideyim, yoksa dünyanın başka bir yerine mi gideyim diye bakıyor.
Bizim evdeki istikrarsız ortam onları etkiliyor ama Türkiye'nin büyük potansiyel olan bir memleket olduğunu düşünüyorlar. Başka memleketler de kaygılı günler yaşanıyor. Burada da yaşanmış 10 seneden beri. Ama işler devam etmiş. Biz de "Devam edelim, sanayi dilinde buluşalım" diye ısrar ediyoruz.
Türkiye genç demokrasinin faturalarını ödüyor. Daha öğrenme, sürecinde. Son 10 yıldır istikrarsızlık var ama iniş - çıkışlarla ilerliyoruz.
- İşlere devam dediniz. Nelere devam ediyorsunuz?
- Carrefoursa Adana'yı açtık. 23 Aralık'ta İzmit'in temelini attık. İki - üç ay sonra Bursa veya İzmir'in temelini atacağız. Demek ki, Fransızlarla başladık ve büyüyor.
Danonesa büyüyor. Hayat Su'yu doğru dürüst bir hale getirip, ihracatı geliştirme yolundayız. Yanında sodaya başlayacağız. Türkiye'de zaten soda vardı, "Su akar, deli bakar" derecesine orada duruyordu. Şimdi onu değerlendiriyoruz.
Önemli olan ufuk açmak. Mesela, Tikveşli'yi aldık. Ortaklarımızdan, yeni makyaj, yeni arayış, kalite ve hizmet birikimlerini getirerek ilerleyeceğiz. Kaç yıldır Hayat Su'yu satıyorduk. Fransızlarla bir ortaklık kurduk. Hayat şişeleri yüzde 20 ucuzladı. Evimizde devam etseydik, bu fikri daha geç yakalayacaktık. İçim içime sığmıyor, daha büyük işler yapalım diye.
- Peki, 1999 yılında sizin bu durgunluktan dolayı ertelediğiniz bir proje var mı?
- Aşağı yukarı şu işi yapmıyorum, bu işten vazgeçtim, bu işi kaldırıyorum diye bir şeyim yok. Bütün umum müdürlerim dinamik; bütün arkadaşlarım "yap, yap, yap" plağı ile büyümüşler. Ben de öyleyim. Yola devam edeceğiz. Yalnız biraz daha dikkatli olacağız. Erteleme gibi ya da ikiye bölme gibi.
- İleriye yönelik hedefleriniz nedir?
- Risk bakımından bütün yumurtalar Türkiye'de. Ayrıca global olma penceresinde rötarlıyız. Hep fabrikalar burada, hep işler burada. Global olmadaki mukayeselerde rötarlıyız. Bunun için artık bir yere geldiğimize göre, en son Hoecsa'yı yaparken dedik ki, "Kardeşim seninle bu anlaşmalar tamamdır, seninle İzmit'de Hoecsa'yı kuracağız tamam, ama bir madde koyacağız, o da şu: Şimdiye kadar gitmediğin, bu konuda fabrika yapacağın bir ülke varsa, mesela Çin, oraya giderken beni de götüreceksin, benimle ortak gideceksin". Bunu maddeye koydum.
Bunun amacı ne? Eğer Hoecsa orada bir fabrika yapacaksa, anlaşmasında oldruğu için, oraya beni de götürecek. Ben oradan bir başlangıç yapacağım. Gideceğim, göreceğim, alacağım, vereceğim, benim ufkumu açacak.
- Yurtdışına yönelik çalışmalarınıza daha somut örnekler verebilir misiniz?
- Tuğla üstüne tuğla koyuyoruz. Bundan sonra yeni yatırım yaparken dışarıda bir şeyler yapacağız. Buna başladık. İlk defa know - how sattık. Mısır'a tire-kord üretimi için "royalty" sattık.
Birgün bunun yüzlerce numunesi olacak. Bugün DuPont'la beraber Arjantin'de ve Brezilya'da iki fabrika yapıyoruz. Burada yüzde 50 - 50 ortak olacağız. Bu iki tesisin know-how'ını Türkiye satacak.
Bundan sonra Kuzey Amerika ve Avrupa'da benzer işler yapmayı planlıyoruz. Pipeline'ın içinde projeler var. Her işin inkişafını arayacağız. İsviçre'de, Mısır'da, İngiltere'de fabrikamız var. Küçük boyutta İsrail'de bir işimiz var. İspanya'da çimento depolama işimiz var. Bunlar henüz başlangıç, daha da ileriye götüreceğiz. İşte gelecekte global olmaya ehemmiyet vereceğim. Bunun içinde nasıl Hoecsa'nın anlaşma maddesi koymuşum, nasıl DuPont ile konuşmuşsam, herkesle de onu yapacağım. Çünkü alayı burada olursa, bu evin içinde olursa, sadece risk tarafından demiyorum, global olamam. Şükürler olsun geldiğim yer, böyle şeyleri konuşmaya fırsat veriyor. Ve onlar da kabul ediyor, peki koyalım diyor. Mısırlı'nın da burnu yukarıdadır ama benim know-how'ımı kabul ediyor.
- Öncelikli olarak global olma hedefini koyuyorsunuz.
- Evet, esas odur. Bunun "percentage"i nedir? Bu ortaklıkları evde yüzde 50 - 50 yaptığım gibi, bunların rüzgarları ile, bazılarının itelemesiyle başka yerlere gideceğiz. "Bay Yazaki gel, Türki cumhuriyetlere ikinci fabrikayı birlikte yapalım. Burnumuzun dibinde bir yerde fabrika yaparken de ben sana diyorum ki, burada umum müdür var, finansman var, adamlar var training için merkez var. Benim umum müdür oraya gitsin, daha fizibil çalışalım diyorum. Şu andaki durumum bana bu fırsatı veriyor. Bu pencere açık. Yazaki ile, DuPont ile, Hoechst ile bunu aradığım gibi, hepsinde gelecek, 10 senede global olmaya koşacağız. Belki bir sen iki sene yavaş gideceğiz. Beni biraz yavaşlatırsa, dediğim gibi Ankara yavaşlatır. Üniversitemi bile zora götüren adam, onları da zora götürür.
- Ama yine de her şeye rağmen yatırımlara devam diyorsunuz?
- Devam, devam, devam...
- Peki 1999'a yönelik beklentiler çok olumsuz, ekonomide durgunluk yaşanacağı üşünülüyor. Sizin Sabancı Holding olarak 1999'a yönelik tahminleriniz nelerdir?
- Bendeki değerlendirmeler, üretim kolunda yüzde 20 kadar eksilme olacağı yönünde. Ama işkollarına baktığımızda, çimento iyi satıyor. Carrefour'un morali bambaşka. O moralli. O diyor ki, biz büyüyoruz. Ama Marsa üretici olduğu için, benim üretimim belli bir boyutta düşebilir diyor. Danonesa'da da biraz kaygılar var. 1999'da problemler var ama 2000'e doğru, bu tekrar iyiye doğru gelir diye bir kanaat var. Benim grubumda ortalama üretimler, cirolar yüzde 20 eksilecek.
- Çok ciddi bir daralma bu. Bir yandan ileriye yönelik büyük hedefler koyuyorsunuz, bir yandan da küçüleceğinizi söylüyorsunuz.
- Bütün fabrikalara gidelim; Sasa nereye gidiyor, 1 yıl sonra nereye gidiyor, 5 yıl sonra nereye gidiyor. Hepsinin planı belli. Fakat iş daraldı. Çünkü üretim kollarının bazıları dünyada zor duruma girdi. Çünkü Güneydoğu Asya'da veya dünyanın başka bir yerinde rekabet var. Polyester elyafta damping yaşanıyor. Otomobil işinde Volkswagen getirsin satsın, Hans üretsin, satsın. Ahmet burada eli böğründe boş kalsın. Bir iki senedir böyle devam ediyor. Her konu ayrı ayrı. Onun için tekstil iyi değil. Ama çimento iyi gibi. Bir yelpaze yapmak lazım. Sabancı Topluluğu olarak bu krizden en az zararla çıkacak firmaların başlarında geliriz.
Benim bağrımı yakan kâr düştü veya cirolar düştü değil. Ben ufku ileriye vurmak istiyorum: Büyük Türkiye. Metropolitan'da yaptığımız gibi, her yerde bir şeyler yapmak istiyoruz.
- Acaba durgunluğun ötesinde Sabancı Grubu içinde sağlıklı büyümek için bir yeniden yapılanma çalışması yürütülecek ve bazı işlerden vazgeçilecek mi?
- Çok nadir bazı iş kolları var ki, Oralitsa gibi küçük işler, bunları ya tamamen bırakalım ya da birbirleri ile evlendirelim diyoruz. Bu bir strateji. Grupların adatini çok çok yapmak yerine, 10 gruba indirelim. 10 grubun hedefleri olsun. 500 milyon dolarlık şu dönemde, 1 milyar dolar şu dönemde cirosu olsun. 10 - 12 gruba, belki bir - iki yeni grup da gelebilir. Mesela telekomünikasyonun özelleştirmesi gündeme gelirse, bir konsorsiyum yapıyoruz. Belki yeni bir konuya da girmiş olacağız.
Pektim özelleştirilirse, bizim hammaddemiz oradan, onunla ilgileniriz. Binaenaleyh ister Türkiye'nin içinde özelleştirme veya diğer sebeplerle olsun, nasıl ki sütü ve yoğurdu aldık, yeni konularla da ilgileniriz.
- Peki 1999'daki bu daralma beraberinde işçi çıkarmayı da gündeme getirecek mi? Çünkü yüzde 20'lik bir daralmayı işçi çıkarmadan realize etmeniz zor görünüyor.
- En son, en son, en sonun en son çare işçi çıkarmaktır. Onun önünde daha verimli çalışmalara yönelme, tasarruflara ehemmiyet verme, alım-satımlarda rekabet koşullarını zorlama gibi bilinçli çalışmalar var. Onlar işçiden daha öncededir. Ve daha da büyük rakamları anlatır.
"TÜRKİYE'NİN GELECEĞİ İYİ"
Sakıp Sabancı Türkiye'nin geleceğine umutla baktığını şöyle anlatıyor:
"Bir gün sen bir memlekette gezerken, bir yerde Türk bayrağını göreceksin ve ne güzel fabrika diyeceksin. Mesela Kanada'da. Kim gelmiş yapmış diye sorsunlar ve Sabancı yapmış desinler. Bunları göreceğiz. Zaten var. Manchester'a gidersen var. Bunları çoğaltacağız. Ben moralliyim...
Moralimi hiç bozmadığım için yola devam ettim. Korkma yok. Japonya'da bankaların başına problemler geldi diye üzülmeyin diyorum. Hadi onun için Yazakisa'da beş sene sonra ne yapacağız, onu konuşalım diyorum. Sen de ara, ben de arayayım. İkinci fabrikayı nereye yapacağız. Komatsu'yla da aynı şekilde.
Bu da diyalogla oluyor. Onlar da, "Türkiye'ye geldik, şimdi sorunlar var ama başımızın ağrıdığı başka yerler de var. Ama üst üste orta ve uzun vadede Türkiye'nin geleceği iyidir" diyorlar.
YENİ SEKTÖRLERE HAZIRLIK VAR MI?
- Yeni gireceğiniz bir alan var mı?
- Özelleştirmeden telekomünikasyon gibi yeni bir fırsat gelirse, beni yeni bir grup yaparız. Girerim. Enerji konusunda belli boyutlarda yürüdük, fakat bizim müzayedelerde, çalışmalarda bir şey yapamadık. Amerikalı ortağım vardı enerjide. Kentsa'da, Enerjisa yaptık. Ancak kısa boylu kaldık. O kısa boylu kalmamıza da gaz veremiyoruz.
- Enerjide daha büyük hedefleriniz var herhalde.
- Var. Ben Japon Mitsubishi'ye demeliyim ki, gel enerjide şunla, şunla konsorsiyum yapalım. Nitekim Enerjisa da kimlar ortak, Brisa odtak, Bridgestone, Dusa ortak,DuPont, Beksa ortak, Belçikalı Bakeart ortak. Enerjisa'yı ben böyle bir kompozisyonla kurdum. Ortaklarım bunlar. Ama şu kadardan fazla gaz veremem, kısa yapacaksın dediler, üçük yap dediler. Onundışında Amerikalı ile termik santral işine girelim dedik. O zaman da kimin televizyonu varsa, ona veririz, öbürlerine vermeyiz dediler.
"MÜESSESELEŞMEDE NUMUNE OLMAK İSTİYORUM"
- Kurumsallaşma çalışmalarınız ne aşamada?
- Her yeni fabrikaya, her yeni sosyal binaya bak. Bunlara koş. Yarın Adana'da cami açacağım. Allah nasip ederse. İster sosyal, ister ekonomik. Hep yeni müessese yapmaya koş. Sonra kafama dank etti. Arkası gelemeyecekse, 10 tane oldu, 50 tane oldu neye yarar? Bunun arkasının gelmesi önemli. Yani müesseseleşmeyi daha bilinçli yapmak gerekiyor.
Dünya numunelerini önümüze koyup, fabrika yapmak yerine, buna öncelik vererek gittik. İşte son dört beş seneden beri çalışmamız bu istikamettedir. Kim beni götürür, McKinsey. İhtisası var; Güney Amerika'dan, Uzakdoğu'dan bize benzeyen aile şirketlerinin örneklerini getirdi. Bütün dünyadan müesseseleşmede rötarı olanların ne faturalar verdiğini anlattı.
Ben de ortaklarımla konuştum. Kim gelirse müesseseleşme konusunda ne yapayım, sizin aileniz ne yaptı diye sordum. McKinsey'in dışında onlardan da yardım istiyordum. Ama en iyiyi mi yaptı, haşa böyle bir şey demiyorum. Ama bir yoldayız, bu duygularla çalıştık, sonunda bizde bir aile konseyi kuruldu. Ondan sonra işe karışmak yok. Vay benim damadım buraya umum müdür olsun, tövbe kurallar geldi. McKinsey getirdi. Benim oğlum, benim kızım diye olmayacak. Böyle bir yolda gidiyoruz. Eğer zirvede aile birliğinizi tutarsam, çok hayırlı bir şey yaparız. Müesseseleşme konusunda başkalarına numune olmak istiyorum. Bazı arkadaşlarım bana sordu; Bu bilgiler saklı mı, vermez misin? Ben de böyle bir şey yapmak istiyorum diye. Veriyorum, çünkü bir numune olsun istiyorum.
|