| Hayatta Kalmanın Tek Yolu İnovasyon Mu? |
|
|
| Yazar: Rauf Ateş | ||||
| Pazartesi, 11 Haziran 2007 | ||||
Sayfa 1 Toplam: 2 Bu sorunun yanıtı aslında her zaman "evet" idi. Şimdi ise "şüphesiz evet"... Artık şirketlerin hizmet ve ürünleri giderek daha fazla birbirlerine benziyor. Herkes aynı teknoloji, aynı kalite düzeyi, aynı insan kaynaklarına ulaşıp, benzer üretimler yapabiliyor. Eskiden kalite, önemli bir farklılık unsuru idi. Şimdi herkes kaliteli üretim yapabiliyor. Aradan geçen yıllar, sadece kaliteye odaklanan şirketleri geride kaldığını ortaya koydu.
Şirketlerin hayatta kalmalarının tek yolu inovasyon mu artık? Bu acımasız rekabet ortamında şirketlerin ayakta kalması, hayatlarını sürdürmesi de zorlaşıyor. Rakamlar da aslında bu tabloyu destekliyor. Ünlü yönetim uzmanı Arie De Gues'in araştırmasına göre ortalama şirket ömrü, Almanya'da 45 yıldan 18 yıla, Fransa'da 13 yıldan 9 yıla, İngiltere'de ise 10 yıldan 4 yıla indi. "Dünyanın En Büyük 500 Şirketi" araştırmasına katılan şirketlerin ortalama yaşam süresi ise 40 yıl. Stanford Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırma göre ise Kuzey Amerika ve Batı Avrupa'da şirketlerin ortalama yaşam süreleri 10 ila 20 yıl arasında değişiyor. Bu rakamlar, giderek daha da kısalıyor. Çünkü, daha fazla şirket, daha fazla ürün ve hizmet geliyor. Bakın ABD'de yılda 500 binin üzerinde şirket kuruluyor. Türkiye'de ise 50 binin üstünde. Gelecek yıllarda 70 bine çıkacak. Bunların bir kısmı sizin işinizi doğrudan, bir kısmı da dolaylı hedefleyecek. Herkesin gözü "müşterinin cüzdan payında" olacak. Büyümenin, karlı büyümenin zor olduğu ortamda "ben bildiğim gibi yaparım" yöntemiyle başarı mümkün değil. Organizasyondan tedarik yönetimine, ürün geliştirmeden tüketiciyi anlamaya kadar her alanda yenilikçi olmak gerekiyor.
Gerçekten de durum tam böyle. Çünkü, elektronikten havacılığa kadar her alanda çok önemli buluşlar yapıldı. Hayatın çeşitli alanlarına bakın. Elektrik, ampul, televizyon, buzdolabı, PC, otomobil ve diğerleri... Belki yeni buluşlar ve keşifler olacaktır. Şirketler bu iş için Ar-Ge laboratuarlarında milyonlarca dolarlık çalışmalar yürütüyorlar. Ancak, şirketlerde değer yaratmak, müşterilerin hayatını kolaylaştırmak için yeni keşif ve buluşlar beklemek de anlamlı değil. O nedenle şirketlerin inovasyonu geniş çaplı anlamalarında, iş süreçlerinden üretime kadar her alanda uygulamalarında yarar var.
İnovasyon modellerini uygulamalardan çıkarıp ortaya koymak mümkün. Bazı yazarlar, kendi değerlendirmelerine göre "inovasyon türleri" ve "modelleri" diye başlıklar ortaya koyabiliyorlar. Onlarca başlığa dikkat çekmek mümkün. Ancak, temel olanlara dikkat çekmekte yarar var. Örneğin, Henry Ford tarafından, T Modeli ile temeli atılan üretim inovasyonu. Bazı şirketler her şeyi kendisi yapmak ister. "Burada keşfedildi" yaklaşımı ile. Ancak, "Basitlik Danışma Konseyi" kuran Philips, dışarıdan aldığı uzmanlarla, inovasyonu şirket dışından içeriye alıyor. Herkes örnek verir. İspanyol Zara, süreç yenilemede en başarılı örneklerden biridir. Tedarik zincirinde yaptığı devrim gibi yenilikçilik, onu geleneksel rakiplerinin çok önüne geçirdi. Geleneksel rakipleri 180 günde, zamanı yönetebilen rakipleri ise 90 günde ürün tasarlıyor. Oysa onlar için sadece 2 gün gerekiyor.
Bir başka efsane ise inovasyonların sadece büyük şirketlerin işi olduğudur. O nedenle karşılaştığımız orta ve küçük ölçekli şirketlerin yöneticileri, "Bu bizi aşar" diye konuşurlar. Oysa, Batı'da en büyük yenilikler hep küçüklerden geldi. Unutmamak lazım, şimdi dünya devi olan Intel, Cisco gibi şirketler bir zamanlar KOBİ boyutundaydılar. Bazıları, "her şirkete her ürüne uygun değildir" diyebilir. Oysa, çimento gibi harcı alem bir üründe bile çok başarılı inovasyon uygulamaları yapılabiliyor. "İnovasyon Batı ülkeleri içindir" yaklaşımını duymuşuzdur. Oysa, şimdi Çin, Hindistan ve Brezilya'dan çok örnekler okuyoruz.
Son olarak iki "efsaneye" daha dikkat çekmek istiyorum. Birincisi, "farklı yapmak inovasyon değildir", diğeri ise "tek başına yapmak zorundasın". Her ikisi de yanlıştır.
Önümüzdeki yıllarda müthiş buluşlar olabilir mi? Olabilir. Ancak, en iyi inovasyonlar, "yumuşak yenilik" denilen cephelerden gelecek. Kimse bankacılık sektörü için mevduat ya da kredi benzeri temel ürün bulmayacak. Ancak, onun yerine Akbank'ın yaptığı gibi "cep kredi" türü hizmet gelecek. Kredi kartında Garanti'nin BOnus'da yaptığı yeniliklerin benzerleri hayatımıza girecek. Yapılan araştırmalar, inovasyonda en iyi yöntemlerden birinin, oyuna çalışanı da katmanın olduğunu ortaya koyuyor. Öneri sistemleri de bu alandaki en etkin uygulamalardan. Üstelik en düşük maliyetli yenilikler de bu cepheden geliyor. Örneğin, dünya devi IBM, öneri sistemiyle onbinlerce öneri alıyor. Geçen yıl aldığı önerilerden 12'sine milyonlarca dolar yatırmaya karar verdi. Türkiye'de de başarılı örnekler var. Arçelik, "Fikir Bankası" ile kahve makinesi Telve'yi yarattı, ayrıca 10 patent aldı. Ülker, "Akıl Küpü" projesiyle çok sayıda inovatif ürün geliştirdi. Akbank, yenilikçiliğin her kademeden gelebileceği yaklaşımı ile yılda 4 bin 500 öneri sağladı. Bu önerilerden yaklaşık 170'ini projelendirdi. Peki maliyeti ne? Organizasyon ve ödüllendirme... O kadar.
Kitabımda bu bölümü hazırlarken dünyadaki CEO'ların yanı sıra, Türkiye'yi de inceledim. Türkiye için Capital'de her yıl düzenli olarak yaptığımız CEO İnovasyon Anketi'nden yararlandım. Ayrıca, CEO Club kapsamında CEO'larla bir araya geliyor, Capital ve Ekonomist'te çeşitli araştırmalar da yapıyoruz. Hatta Anadolu250 ve Anadolu Markaları araştırmaları için yaptığımız seyahatlerde, Türkiye çapında bir ilgi olduğunu da görüyoruz. 2007 yılı için henüz anket yapmadık. Ancak, son araştırmamızda, CEO'ların yüzde 22'si, "İnovasyon stratejik önceliğimizde birinci sırada" yanıtını vermişte. Yüzde 70'i de "ilk 3'de" değerlendirmesini yapmıştı. Buradan yüzde 92'sinin "stratejik önceliğinin ilk 3"ünde inovasyon olduğunu anlıyoruz.
Olması da çok normal. Şöyle son birkaç yıla bakıyorum. Sektörlerinde öne çıkan şirketlerde "yenilikçi" ve "inovatif" yaklaşımların dikkat çekici olduğunu da görüyoruz. Başarılarında yenilikçiliğin büyük rolü var. Bir yandan Türkiye'nin, diğer yandan da ABD'nin ilk 500 şirketlerini inceleyin. Örneğin, 1960'lardaki listelere bakın. İlk 100 şirketin çok önemli bölümünün değiştiğini, bazılarının yok olduğunu, bazılarının yutulduğunu,bir bölümünün de çok küçüldüğünü göreceksiniz. Türkiye için 1966 yılının ilk 100 şirketine dikkat çekmek isterim. İlk sıralardaki şirketlerden US Royal Lastikleri, Rabak, Koruma Tarım, İmsa İçecek, İttihat Değirmencilik, Elektrometal, Türkay gibi şirketlerin tarih olduğunu görürsünüz. Bir dönemin efsanesi Puro ve Fay şirketleri de aynı kaderi paylaştılar. Grunding´i üreten Cihan Elektronik, Türk basınına farklı soluk getiren Web Ofset Matbaacılık, Mensucat Santral, Neyir Tekstil diğer akla gelen isimler. Bunların yanı sıra çok sayıda da yok olan marka var. Sinangil, VOG çorapları, Limon, Elvan Gazoz, Ankara Kola, efsane spor ayakkabı Mekap ve aklıma gelmeyen diğerleri.
Bunların bazıları kötü yönetimden, bazıları sektörel nedenlerden battılar. Ancak, önemli bölümü de yeniliklere ayak uyduramayıp, yok oldular. |
||||
| < Önceki |
|---|
